nefs

Oruç Bir Nefs Eğitimidir

“Oruçlu için iki sevinç vardir: Birincisi orucu açtigi zamanki sevincidir. Digeri de Rabbi’ne kavustugu zamanki sevincidir.” (Hadis-i Serif)

Ruh ve bedenden yaratilan insan, madde ile mananin birlesiminden meydana gelen bir güzelliktir. Oruç, madde ile mana arasinda bir denge ve maddenin lehine bozulan dengeyi aslina iadedir. Böylece, Allah’i tanimak ve O’na kulluk etmek için yaratilan insan, himmetini yaradilis gayesine yogunlastirarak Allah’in rizasina ulasir.

ARZULARIN KÖLELIGINDEN AZAT OLMAK

Yeryüzünde halife olarak yaratilan insan, Allahu Tealâ’ya kulluk etmedigi taktirde, Allah onu masivanin kölesi yaparak cezalandirir. Böylece insanoglu, kendisine hizmet için yaratilan seyleri gaye haline getirip onlari Allah gibi sevmeye baslar (Bakara/165). Bu da gönül ve fikir dünyasinin madde tarafindan tutsak edilmesi demektir.

Allahu Teâlâ, böyle nefsanî zevk ve sefa pesinde kosarak maddenin tutsagi haline gelen kâ­fir­lerin hallerini muhtelif ayetlerde söyle beyan etmektedir: “Hevâsini kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü?” (Furkan, 43). “Davarlarin yedigi gibi yer ve içerler. Onlarin yeri atestir.” (Muhammed/12). “Onlar hayvanlar gibi, hatta hayvan­lar­dan da asagidirlar.” (Araf/179).

Bu ayetler her ne kadar iman etmeyenleri tasvir ediyorsa da, madde, makam, söhret gibi seylerin tutsagi haline gelen müminler de anilan ayetlerin muhatabi olmaktan kurtulamazlar.

Iste müminleri bu esaretten kurtaracak en tesirli ibadet oruçtur. Çünkü oruç, nazarlari maddenin ve midenin ötesine çekerek, insana yaratilis gayesini hatirlatir. Bu yüzden bütün ilâhî dinlerde oruç vardir. Kur’an-i Kerim’de söyle buyurulur: “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmis ümmetlere farz kilindigi gibi, size de farz kilindi. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara/183)

BIR ‘KORUNMA’ EGITIMI

Orucu layikiyla tutan bir insan bütün haram olan fiillerden, zulüm ve fenaliktan uzak durur. Allah’in emirlerine riayet etmekle kalmaz, yaptigi amelleri de ihlâsla, sirf Allah rizasi için yapmaya gayret eder.

Evinde her türlü nefis yiyecekler olan bir kimseyi düsünelim. Bu kimse oruçluyken karni aç oldugu halde o yiyeceklere elini sürmez. Halbuki orucunu bozsa kimse görmeyecek. Fakat Allah görecek. Yine oruçluyken yanindaki helâline elini sürmez. Çünkü Allah görüyor.

Demek ki bu insan, hiçbir mani yokken sirf Allah rizasi için bunlara elini sürmüyor ve bu sekilde nefisle aralarinda cereyan eden mücahedede Allah namina hareket ediyor. Sayet nefsine uyup orucunu bozacak olsa, kendisini altmis gün keffaretle cezalandiriyor.

Sirf Allah rizasi için helâl malini yemeyen bir mümin, nasil olur da baskasinin haram malini yiyebilir? Allah rizasi için sehvetini zaptedip, helâl olan esine dahi dokunmayan bir mümin, nasil olur da haram olan bir kimsenin irz ve namusuna musallat olabilir? Keza kendi malindan zekât veren bir kimse, nasil olur da baikasinin malini çalabilir?

Iste orucun farz oldugunu beyan eden ayetteki “umulur ki korunursunuz” ifadesinin hikmetleri, oruçta tam manasiyla tezahür ediyor.

‘ORUÇTA RIYA YOKTUR’

Oruçlu olan bir kimse, Allahu Tealâ’nin huzurunda vicdaniyla basbasadir. Oruç disaridan görülebilen bir ibadet degildir. Bu sebeple Hz. Peygamber A.S., “oruçta riya yoktur” buyurmustur.

Amellerin kabulü için esas olan ihlâs, müminin düsünce ve fiillerini mahlukatin mülahazasindan uzak tutmasidir. Bütün ibadet ve amellerimizde ihlâsi kazanmanin en tesirli egitimi ise oruçtur. Ihlâsla nefis mücahedesine alisan bir mümin, Allahu Tealâ ile sicak bir irtibat kurar ve böylece Allah’i görüyormus gibi hareket etme kabiliyeti kazanarak “ihsan” mertebesine ulasabilir.

Iftar vaktine kadar Allahu Tealâ’nin kendisine lutfettigi nimetlerden nefsini mahrum birakan oruçlu, bu nimetlerden devamli mahrum olan insanlari kesfeder. Kalbi yumusar, merhameti galebe eder ve elindeki imkanlariyla baskalarini gözetmeye baslar. Fakir fukaraya yardim eder. Evinde iftar ettirir. Böylece  makam-mevki farki sözkonusu olmadan toplumda huzur, itimat, muhabbet ve kardeslik gelisir ve büyür.

Burada sadece bir kismini arz etmege çalistigimiz gibi, oruç nefsin kötü olan sifatlarini egiterek iyilestirir. Böylece mümin, gücü nisbetinde nefs-i emmare mertebesinden nefs-i mutmainne makamina dogru yükselir. Bu suretle Allah’in rizasini kazanip atesten korunmus olur. Onun için Hz. Peygamber A.S. buyurur ki: “Oruç atese karsi bir perde, müstahkem bir kaledir.”

Kaynak: Semerkand

Bir Cevap Yazın