k8

Kuran Ayı, Ramazan

On bir ayin kirliliği üstümüzde. Bu kirlilik el kirine, ayak kirine benzemez. Onlari yikarsin gider. Bu kirlilik yürek kiri, zihin kiri, akil kiri, hepsinden öte tasavvur kiri.

Bilinç kirlenmesi çagin amansiz bir hastaligi. Bilinci ve yüregi kirlenen insan, bu kirliligi bir biçimde elinin dokunduguna bulastiriyor. Sözü, düsünceyi, duyguyu kirletiyor. Kirli zihinle Kur’an okusa, zihnindeki kirlenmisligi ona da bulastiriyor. Ibadet etse, tadini alamiyor. Tipki dünyanin en nefis yemegi pis bir kaba konulunca nasil yenilmez oluyorsa, iste öyle…
Bilinç ve akil, kâlp ve duygu kirliligi kirlenmis bir organ kadar kolay temizlenmiyor. “Yikarsin gider” diyemiyorsunuz. Bu, digerinden bin beter bir kirlilik. Kirlilik manevi olunca, ondan arinmanin yolu ve yordami da manevi olmak zorunda.

Iste ibadetler, insani arindirmanin, onu yaratan Allah tarafindan belirlenmis yöntemleri. Allah tarafindan belirlenmis; çünkü insani yaratan, onun zaaflarini herkesten, hatta kisinin kendisinden de daha iyi bilir. Kur’an’in dedigi gibi “O hiç yarattigini bilmez mi?”
Bildigi içindir ki, insani manevi kir ve paslarindan temizleyecek reçeteleri de en güzel O yazar. Vahiy, iste bu reçetelerden olusmus ilahi bir sifa hazinesidir.
Ibadetler kendi baslarina amaç degildirler. Onlar, gerçeklestirecekleri daha üst amaçlar için araç kilinmislardir. Oruç ibadeti de öyle… Her ibadetin amaç ve hikmeti vardir, fakat bu amaç ve hikmeti, bazen o ibadeti emreden ilahi mesajin içerisinde açikça yazili olarak bulursunuz; bazen de, derin düsünme ve tüme varim yöntemiyle vahyi okuma sonucunda bulursunuz.

Oruç ibadetinin amaci, birincisine girer. Bizzat orucu emreden ayet söyle baslar: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kilindigi gibi, size de farz kilindi!” Bu ilahi talimatin hemen ardindan, oruç ibadetinin insanda gerçeklestirmek istedigi amaç açikça yer alir: “Leallekum tettekûn: Umulur ki, sorumluluk suuruna ulasirsiniz.”
Evet, orucun amaci, insanda “sorumluluk suurunu” uyandirmasi, diri tutmasidir.

Kime karsi sorumluluk suuru?
Önce insanin kendi varolusuna karsi sorumluluk suuru… Çünkü insan yaratilmislarin taci, Allah’in saheseri olarak bir amaç ugruna yaratilmistir. Dolayisiyla kendi varolusunun amacini sormak, aramak ve bulmak zorundadir. Iste insanin kendisine karsi sorumlulugu budur.
Insan kendisine karsi sorumlulugunun bilincine varirsa, Allah’a karsi sorumlulugunun bilincine de varacaktir. Iste bu, Kur’ânî ifadesiyle “takva”dir. Bu bilinç kendisinde yer ettikten sonra insan, diger insanlara, tabiata ve esyaya karsi sorumlulugunu da idrak edecektir.

Bu anlamda oruç tutmak, insanin kendi iç dünyasina karsi olan sorumlulugunu yerine getirmesi anlamini tasir. Zayiflayan ruhun beslenmesi için ruhun doyurulmasi… Çünkü on bir ay boyunca bedene yapilan yatirim ruhu, akli, bilinci geri plana itmis, onlari zayif birakmistir. Oysa ki insani insan eden eti kemigi degildir. O halde mesele insani insan eden degerlerin takviye edilmesi, onlarin beslenmesi ve yüceltilmesidir.

Insan, kendisini insan eden yerlerini beslediginde karanlikta kalan gönlü aydinlanacak, akli aydinlanacak, bilinci aydinlanacak ve görmeyen gönül gözü görmeye, gönül kulagi isitmeye, gönül burnu koku almaya baslayacaktir. Bu manevi gelisme, insan bilincini yüceltecek ve insan ibadeti sayesinde Rabb’iyle arasindaki iliskiyi aktif hale getirecektir.
Iste bu iliskide insandan yükselen ubudiyyet (kulluk) olacaktir.

Allah’tan buna karsilik olarak inen ise rububiyyet (Rablik) olacaktir.
Insandan yükselen dua olacaktir…
Allah’tan inen icabet olacaktir…
Insandan yükselen soru olacaktir…
Allah’tan inen cevap olacaktir…

dresini bulan her yükselis bir “miraç” olacaktir. Tabi bunun Allah tarafindan verilen karsiliginda ise “nüzul” yer alacaktir. Ve iste vahiy, insanoglunun varlik sorularina Allah’in verdigi bir cevaptir ve Allah’in insana tenezzül buyurmasinin bir sonucudur.
Son vahiy, Mekke’de, Hira daginda bir Ramazan gecesi inmeye baslamisti. Biz mü’minler vahyin dogum ayi oldugu için Ramazani “aylarin sultani” bilmisizdir. Çünkü o, “sözlerin sultani” olan vahyin insanoglunun kararan ufkunu aydinlattigi aydir.
O halde Ramazan aslinda Kur’an ayidir ve bu ay tüm kutsalligini vahiyden almistir. Bunun insana verdigi mesaj su olsa gerektir:
Vahiy indigi ayi böylesine mübarek kiliyorsa, indigi geceyi bin aydan/bir ömürden (bin ay= 83 yil) daha hayirli kiliyorsa, ey insanoglu ya Kur’an vahyi senin yüregine, hayatina, evine, sehrine ve ülkene inerse senin degerini kaça katlar, bunu hiç düsündün mü?
Ramazan, Kur’an’la bütünlesme ayi olmali. Kur’an sadece elimizde ve dilimizde degil, yüregimizde, aklimizda, hepsinden öte hayatimizda olmali.

Kur’an’in hayatimizda olmasi için, tasavvurumuzu, aklimizi ve kisiligimizi Kur’an’a insa ettirmeliyiz. Zaten yüce olan Kur’an’i yüceltmeye kalkismak gibi bir saskinligi birakip, Kur’an’in bizi yüceltmesi için yapmamiz gerekeni yapmali, hiç olmazsa bu Ramazan’da “Ey Rabbim! Ben, bana gönderdigin mesaji simdiye dek açip okuyup anlamadigim için, senden af diliyorum!” diyerek, Kur’an vahyine imha olmus iç dünyamizi insa ettirmeliyiz.
Bunu sadece kendimiz için degil, vahyin isigina muhtaç diger insanlar ve bu topraklarda mahzun ve mükedder olan imanin gelecegi için de yapmaliyiz.
Hos geldin Ramazan, nahos olan bizleri de hos et!

Kaynak: Akit Gazetesi

Bir Cevap Yazın