Etiket arşivi: ramazan

Ramazan Sabır Ayıdır

Abdullah ibni eş-Şıhhir Radiyallâhu Anhın rivayetine göre Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyuruyor:

“Sabır ayı olan Ramazan’ın ve her ayın üç gününün orucu kalpte bulunan bütün kötülükleri giderir.”[1]


Başka bir hadis-i şerifte “Oruç sabrın yarısıdır”[2]buyurulmuştur.

Kaynaklar:

[1]Müsned, 5:363
[2]Ken zü’l-Ummâl, 8:444

Ramazan’da Bunlara Dikkat

İstanbul Halk Sağlığı Müdürlüğü, ramazan ayında sağlıklı beslenmenin yollarını söyledi.

1) Sahura mutlaka kalkılmalıdır. Ramazan ayında yapılan en büyük yanlışlardan biri, gece geç yemek yiyip sahura kalmamak veya sahura kalkıp sadece su içmektir. Bu açlık süresini uzatmaktadır ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olmaktadır. Çok uzun süreli açlıklarda kan şekeri ve tansiyon düşerken, boş midede asit salgısı artmaktadır. Ertesi gün ise aç kalma süresi uzadığı için metabolizma hızı düşer, halsizlik ve baş ağrısı görülür.

2) Günlük tüketilmesi gereken sıvı miktarı yaklaşık 2-2.5 litredir. Sıvı ihtiyacımızı karşılarken tüketilen çay, kahve vb. gbi içeceklerin suyun yerini tutmadığı unutulmamalıdır. Yeterince sıvı tüketilmezse, su-tuz dengesi bozulmakta, bununla birlikte halsizlik, işte verimsizlik, depresyon, konsantrasyon güçlüğü, uyuklama, mide ağrısı, hazımsızlık gibi durumlar ortaya çıkmaktadır.

3) İftarda fazla miktarda yemek yemek boş mideye yüklenmeye sebep olacaktır ve bu durumda sindirim sistemi zorlanacak, midede ağırlık hissi, ekşime, yanma ve bulantı oluşacak, bağırsaklarda kabızlık, şişkinlik gibi sorunlar ortaya çıkacaktır. Yemekler yavaş yavaş, az porsiyonlarda ve iyi çiğnenerek tüketilmelidir. Sahurda fazla miktarda ve yağlı yiyecekler tüketilmemelidir. Sahurda metabolizma hızı yavaş olduğu için vücuda alınan besinlerin yağa dönüşümü daha fazla olacaktır. Bu nedenle yağlı besinler yerine daha hafif, yağ oranı düşük, günlük alınması gereken protein ihtiyacının karşılanması bakımından protein içeriği yüksek, kan şekerini hızlı yükseltmeyen kompleks karbonhidratlardan (bulgur pilavı, kepekli makarna, kepekli ekmek gibi) oluşan bir öğün tüketilmelidir. Ayrıca iftar ve sahurda kızartma, yağlı besinler ve şarküteri ürünleri (salam, sucuk, sosis, kavurma, sakatatlar) yerine ızgara, haşlama, buğulama yöntemleri kullanılarak pişirilmiş hafif yemekler tercih edilmelidir.

4) Çay ve kahvenin içinde bulunan maddeler demirin emilimini azalttığı için bu içecekler yemeklerden en az bir saat sonra tüketilmelidir. Hava sıcaklığı nedeniyle kaybolan su ve mineral kaybını yerine koyabilmek amacıyla iftardan itibaren sahur sonuna kadar bol su ve sıvı (ayran, taze sıkılmış meyve suları, sebze suları vb.) alımına özen gösterilmelidir.

5) İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sindirimi daha kolay olan sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi, dondurma vb.) veya meyveli tatlıları tercih edilmelidir.

6) Haftada üç kez düzenli olarak hafif egzersiz yapılmalıdır.

7) Ramazan ayı süresince yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir. Yeterli ve dengeli beslenmek için 4 besin grubunda yer alan besinlerden yeterli tüketilmesi gereklidir. Bu dört besin grubu süt ve süt ürünleri, et- yumurta-kurubaklagiller grubu, sebze-meyve grubu ile ekmek ve tahıllar grubudur.

Oruç tutması sağlık açısından sakıncalı olan bireyler;

1. Şeker ve tansiyon hastaları,

2. Kronik hastalığı olan ve düzenli ilaç kullanması gereken kişiler,

3. Hamile ve emziren kadınlar,

4. Çok yaşlı ve hasta kişiler,

5. Çocuklar,

6. Mide rahatsızlığı olan kişiler,

7. Kanser hastaları,

8. Koroner kalp hastası veya kalp krizi geçirmiş kişiler,

9. Diyaliz hastaları,

10. Ağır enfeksiyon geçiren veya ateşli hastalığı olan kişiler,

Yeterli ve dengeli beslenme sağlığın temelidir. Beslenme açlık duygusunu bastırmak karın doyurmak ya da canının çektiği şeyleri yemek içmek değildir. Beslenme; sağlığı korumak, geliştirmek ve yaşam kalitesini yükseltmek için vücudun gereksinimi olan besin öğelerini yeterli miktarlarda ve uygun zamanlarda almak için bilinçli yapılması gereken bir davranıştır.

Paylaşma Ayı Ramazan

Enes ibni Mâlik Radiyallâhu Anh rivayet ediyor:

Resûl-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Veselleme “Hangi oruç daha faziletlidir?” diye soruldu.

Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem, “Ramazan’a hürmeten Şaban ayında tutulan oruç” diye cevap verdiler. Yine soruldu:

“En faziletli sadaka ne zaman verilendir?”

Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem, “Ramazan ayı içinde verilen sadakadır” buyurdu. (Beyhakî, 4:305)

Ramazan bir paylaşma,dayanışma ayıdır. Bu ayda gönüllerimiz birleşir,kalplerimiz ısınır,dostluk,muhabbet,heyecan hislerimiz artar. Aç kalanların halinden anlarız. Oruç başkalarının fakirlik sıkıntılarını, onların maddi ve manevi hallerinden anlamamız için ve ihtiyaç sahibi kişilerin yardıma ve şefkate muhtaç olduklarını aklımıza getiren ibadettir.Sadece kendi menfaatlerimizi düşünmememiz gerekir.
Böylece insan kendi cinsine karşı şefkatli davranmakla hakikî mânâda bir şükür kapısını açmış olur. “Hangi fert olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakirini bulabilir. Ona karşı şefkate mükelleftir.”

Oruç vasıtasıyla nefsine açlık acısını çektirme mecburiyeti olmasaydı, insan şefkat ederek yapmakla vazifeli olduğu yardımı yapamazdı. Çünkü açlık sıkıntısını bilmeyen insan başkasının derdini nasıl bilecek, nasıl yardımına koşacaktır? Atalarımız bile “Tatmayan bilmez” demişlerdir.

Bu açıdan Ramazan, fakir fukaranın gözetildiği, yoksulların yardımına koşulduğu, yalnız ve kimsesiz insanların elinden tutulduğu bir mevsimdir. Oruçlu mü’minlerin bu ayda hayır ve hasenat yapma,fakir ve fukaralara yardım etme, infakta bulunma,kimsesizlere el uzatma gibi konularda bereketli ve hayırlı bir yarış içine girmelidirler.

Hayır yaparken, sadaka ve infakta bulunurken, bu işi yapanlar bundan çok büyük bir haz duyarlar ve ferah dolu bir zevk alırlar.

Râşid ibni Sa’d Radiyallâhu Anhın rivayet ettiği bir hadiste Resul-i Ekrem Sallallâhu Aleyhi Vesellem infakta bulunanları şöyle tarif ediyor:

“Ramazan ayında bol bol infakta bulunun. Çünkü o ayda infakta bulunmak, Allah yolunda infakta bulunmak gibidir.”
(Kenzü’l-Ummâl, 8:464)

 

Oruç Ve Ezan

Ezan ile yaşanılan problemlerden bazıları :

1)    Bizim köyün,mahallenin hocası ezana başlamadı ama diğer caminin hocası ezana başladı,iftar etsek mi ?

2)    İftar vakti geldi ama hoca hala ezana başlamadı,iftar etsek mi ?

3)    İmsak vakti geldi ama hoca henüz ezana başlamamış yemeye devam etsek mi ?

4)    Ezan okunuyor ama iftar etmek için ezanın bitmesini beklemeli miyiz ?

Her şey vakittir.Hocanın ezanının bir bağlayıcılığı yoktur.Hoca da insandır , o da takvime,imsakiyeye göre ezan okur ama olur ki saati ileri olabilir,saati geri kalmış da olabilir.Dolayısıyla biz,vakte göre hareket ederiz,hoca ister ezanı okumuş ister okumamış olsun vakit ne diyorsa biz de onu deriz.Ezan tam vaktinde okunduysa ezanın bitmesini beklemek gerekli değildir.Karşı caminin hocasının ezanı kimseyi bağlamaz çünkü ezan bağlayıcı değildir.

Kuran Ayı, Ramazan

On bir ayin kirliliği üstümüzde. Bu kirlilik el kirine, ayak kirine benzemez. Onlari yikarsin gider. Bu kirlilik yürek kiri, zihin kiri, akil kiri, hepsinden öte tasavvur kiri.

Bilinç kirlenmesi çagin amansiz bir hastaligi. Bilinci ve yüregi kirlenen insan, bu kirliligi bir biçimde elinin dokunduguna bulastiriyor. Sözü, düsünceyi, duyguyu kirletiyor. Kirli zihinle Kur’an okusa, zihnindeki kirlenmisligi ona da bulastiriyor. Ibadet etse, tadini alamiyor. Tipki dünyanin en nefis yemegi pis bir kaba konulunca nasil yenilmez oluyorsa, iste öyle…
Bilinç ve akil, kâlp ve duygu kirliligi kirlenmis bir organ kadar kolay temizlenmiyor. “Yikarsin gider” diyemiyorsunuz. Bu, digerinden bin beter bir kirlilik. Kirlilik manevi olunca, ondan arinmanin yolu ve yordami da manevi olmak zorunda.

Iste ibadetler, insani arindirmanin, onu yaratan Allah tarafindan belirlenmis yöntemleri. Allah tarafindan belirlenmis; çünkü insani yaratan, onun zaaflarini herkesten, hatta kisinin kendisinden de daha iyi bilir. Kur’an’in dedigi gibi “O hiç yarattigini bilmez mi?”
Bildigi içindir ki, insani manevi kir ve paslarindan temizleyecek reçeteleri de en güzel O yazar. Vahiy, iste bu reçetelerden olusmus ilahi bir sifa hazinesidir.
Ibadetler kendi baslarina amaç degildirler. Onlar, gerçeklestirecekleri daha üst amaçlar için araç kilinmislardir. Oruç ibadeti de öyle… Her ibadetin amaç ve hikmeti vardir, fakat bu amaç ve hikmeti, bazen o ibadeti emreden ilahi mesajin içerisinde açikça yazili olarak bulursunuz; bazen de, derin düsünme ve tüme varim yöntemiyle vahyi okuma sonucunda bulursunuz.

Oruç ibadetinin amaci, birincisine girer. Bizzat orucu emreden ayet söyle baslar: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kilindigi gibi, size de farz kilindi!” Bu ilahi talimatin hemen ardindan, oruç ibadetinin insanda gerçeklestirmek istedigi amaç açikça yer alir: “Leallekum tettekûn: Umulur ki, sorumluluk suuruna ulasirsiniz.”
Evet, orucun amaci, insanda “sorumluluk suurunu” uyandirmasi, diri tutmasidir.

Kime karsi sorumluluk suuru?
Önce insanin kendi varolusuna karsi sorumluluk suuru… Çünkü insan yaratilmislarin taci, Allah’in saheseri olarak bir amaç ugruna yaratilmistir. Dolayisiyla kendi varolusunun amacini sormak, aramak ve bulmak zorundadir. Iste insanin kendisine karsi sorumlulugu budur.
Insan kendisine karsi sorumlulugunun bilincine varirsa, Allah’a karsi sorumlulugunun bilincine de varacaktir. Iste bu, Kur’ânî ifadesiyle “takva”dir. Bu bilinç kendisinde yer ettikten sonra insan, diger insanlara, tabiata ve esyaya karsi sorumlulugunu da idrak edecektir.

Bu anlamda oruç tutmak, insanin kendi iç dünyasina karsi olan sorumlulugunu yerine getirmesi anlamini tasir. Zayiflayan ruhun beslenmesi için ruhun doyurulmasi… Çünkü on bir ay boyunca bedene yapilan yatirim ruhu, akli, bilinci geri plana itmis, onlari zayif birakmistir. Oysa ki insani insan eden eti kemigi degildir. O halde mesele insani insan eden degerlerin takviye edilmesi, onlarin beslenmesi ve yüceltilmesidir.

Insan, kendisini insan eden yerlerini beslediginde karanlikta kalan gönlü aydinlanacak, akli aydinlanacak, bilinci aydinlanacak ve görmeyen gönül gözü görmeye, gönül kulagi isitmeye, gönül burnu koku almaya baslayacaktir. Bu manevi gelisme, insan bilincini yüceltecek ve insan ibadeti sayesinde Rabb’iyle arasindaki iliskiyi aktif hale getirecektir.
Iste bu iliskide insandan yükselen ubudiyyet (kulluk) olacaktir.

Allah’tan buna karsilik olarak inen ise rububiyyet (Rablik) olacaktir.
Insandan yükselen dua olacaktir…
Allah’tan inen icabet olacaktir…
Insandan yükselen soru olacaktir…
Allah’tan inen cevap olacaktir…

dresini bulan her yükselis bir “miraç” olacaktir. Tabi bunun Allah tarafindan verilen karsiliginda ise “nüzul” yer alacaktir. Ve iste vahiy, insanoglunun varlik sorularina Allah’in verdigi bir cevaptir ve Allah’in insana tenezzül buyurmasinin bir sonucudur.
Son vahiy, Mekke’de, Hira daginda bir Ramazan gecesi inmeye baslamisti. Biz mü’minler vahyin dogum ayi oldugu için Ramazani “aylarin sultani” bilmisizdir. Çünkü o, “sözlerin sultani” olan vahyin insanoglunun kararan ufkunu aydinlattigi aydir.
O halde Ramazan aslinda Kur’an ayidir ve bu ay tüm kutsalligini vahiyden almistir. Bunun insana verdigi mesaj su olsa gerektir:
Vahiy indigi ayi böylesine mübarek kiliyorsa, indigi geceyi bin aydan/bir ömürden (bin ay= 83 yil) daha hayirli kiliyorsa, ey insanoglu ya Kur’an vahyi senin yüregine, hayatina, evine, sehrine ve ülkene inerse senin degerini kaça katlar, bunu hiç düsündün mü?
Ramazan, Kur’an’la bütünlesme ayi olmali. Kur’an sadece elimizde ve dilimizde degil, yüregimizde, aklimizda, hepsinden öte hayatimizda olmali.

Kur’an’in hayatimizda olmasi için, tasavvurumuzu, aklimizi ve kisiligimizi Kur’an’a insa ettirmeliyiz. Zaten yüce olan Kur’an’i yüceltmeye kalkismak gibi bir saskinligi birakip, Kur’an’in bizi yüceltmesi için yapmamiz gerekeni yapmali, hiç olmazsa bu Ramazan’da “Ey Rabbim! Ben, bana gönderdigin mesaji simdiye dek açip okuyup anlamadigim için, senden af diliyorum!” diyerek, Kur’an vahyine imha olmus iç dünyamizi insa ettirmeliyiz.
Bunu sadece kendimiz için degil, vahyin isigina muhtaç diger insanlar ve bu topraklarda mahzun ve mükedder olan imanin gelecegi için de yapmaliyiz.
Hos geldin Ramazan, nahos olan bizleri de hos et!

Kaynak: Akit Gazetesi

10 Adımda Ramazanda Sağlıklı Beslenme

Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülay Koçoğlu, Ramazan ayında sağlıklı beslenmek için mutlaka sahura kalkılmasını, tam tahıllı gıdaların tercih edilmesini ve yeterli sıvı alınmasını önerdi.

Prof. Dr. Gülay Koçoğlu, Ramazan ayında yaklaşık 15-16 saat yemek yenilmediğini, bu süre uzadıkça ve öğün sayısı azaldıkça metabolizmanın yavaşladığını ve sağlık problemlerinin ortaya çıkabildiğini söyleyen Koçoğlu, bu problemlerin başında da sindirim sistemi hastalıkları geldiğini aktardı.

Koçoğlu’nun 10 önerisi şöyle:

RAMAZAN’DA 10 ADIMDA SAĞLIKLI BESLENME

1- Mutlaka sahura kalkın: Sahuru, erken yapılan bir kahvaltı gibi düşünün. Birçok kişi, gece yatmadan bir şeyler yiyip uykusunun bölünmemesi için sahura kalkmıyor. Bazıları bir bardak su içip, niyetlenip yatıyor. Bu, çok yanlış. Mutlaka sahura kalkın ve sahuru 1-1,5 saatlik bir dilimde yapın.

2- Sahurda süt, iftarda ayran için: Sahurda, yumurta süt ve yağsız peynir gibi protein açısından zengin besinleri tavsiye ediyoruz. Proteinli besinler hem uzun süre tok tutuyor hem de metabolik hızın yavaşlamasını önlüyor. Sahurda herkes mutlaka bir bardak süt içmeli. Bir su bardağı süt, yaklaşık 4-5 saat tokluk hissi verir. Yavaş sindirilir, içerisindeki laktozun emilimi uzun sürer. İftarda da ayran içilmesi oldukça faydalı olur. Ayran yerine bir kase yoğurt veya cacık da tüketilebilir. Süt ve ayran protein oranları çok yüksek, uzun süre tok tutak çok iyi kalsiyum kaynağıdır. Aynı zamanda B grubu vitaminler de içerirler.

FINDIK, CEVİZ VE BADEM YİYİN

3- Sahur sofrasında badem, ceviz veya fındıktan en az birini bulundurun: Sahurda yağlı tohum dediğimiz, ceviz, fındık ve bademden biri mutlaka olmalı. Her gün sahurda, 2 ceviz , 7 badem veya 10 fındık yemeliyiz. Bu besinler, lif içerdikleri için sindirime yardımcı olur ve kabızlığı önler. Bunların içerisinde omega-3 var. Tokluk hissi veriyor, kan şekerinin dengesizliğini önlüyor.

4- İftara çorbayla başlayın, ana yemek için yarım saat bekleyin:  İftarın bir kase çorbayla açılması önemli. Çorbanın yanında hurma, zeytin veya peynir yenebilir. Bunlardan hemen sonra ana yemeğe geçilmemeli. En azından yarım saat kadar bekleyip ana yemeğe geçmeliyiz. Ana yemek olarak da az yağla yapılmış, sebze, et veya kuru baklagil tercih edilmeli.

LOKMAYI İYİ ÇİĞNEYİN

5- Besinleri mümkün olduğu kadar uzun çiğneyin: Sahur ve iftarda mümkün olduğu kadar yavaş yemek yemeliyiz. Bir lokmayı ağzımızda mümkün olduğu kadar uzun çiğneyeceğiz. Beynimize ‘doydum’ diye mesaj gitmesi için 15-20 dakikaya ihtiyacımız var.

6- Hamur işlerinden kaçının, tam tahılı tercih edin: Börek, çörek gibi hamur işleri olmamalı. Tam tahıllı besinler uzun süre tok tutuyor. Bu nedenle tam tahıllı gıdalar tercih edilmeli. Kuru baklagilleri de haftada 3 kez tüketmeyi tavsiye ediyoruz.

7- İftarda tatlı yemeyin: İftarda tatlıyı tavsiye etmiyoruz. İftardan 2 saat sonra sütlü bir tatlı yenebilir. Sütlaç, güllaç veya dondurma olabilir. İlla tatlı yemek de şart değil. İftardan 2 saat sonra meyve de yenebilir.

8- İftardan sonra uyumayın: İftarı yaptıktan sonra birçok kişi uyuyor. Yemek yedikten sonra uyumak, metabolizmanın çok yavaş çalışmasına neden olacağı için besinlerin yağa dönüşmesine yol açar. İftardan hemen sonra uyumak sindirim problemlerine neden olur. Bu nedenle iftardan sonra yürüyüş öneriyoruz.

EN AZ İKİ LİTRE SU İÇİN

9- Öğün sayısını 4′e çıkarın: İftar ve sahurun yanı sıra iki öğün daha yaparak öğün sayısını hiç olmazsa 4′e çıkarmalıyız. Ara öğünlerde tatlı veya meyve tüketebiliriz.

10- Günde en az 2 litre su için: Mutlaka yeterli sıvıyı almalıyız. Sıcak havada vücut  terle su kaybettiği için Ramazan’da su alımı önemli. Günde en az 2 litre su içilmesi gerekiyor. Meyve suyu ile papatya ve rezene gibi bitki çayları da içilebilir.

Kaynak: AA

Nimetlerin Farkına Varma

Cenâb-ı Hak, yeryüzünü hadsiz nimetlerinin bulunduğu bir sofra şeklinde yaratmıştır. Bu sofrada yarattığı nimetlerle, kâinattaki en değerli misafir olan insanın etrafını donatmıştır. Bu nimetler “umulmadık yerlerden” getirilerek insanın istifadesine sunulmuştur.

Zehirli bir böcek olan bal arısı kendi ihtiyacının kat kat üstünde yaptığı balı, Allah’ın ilhamıyla insan için hazırlamakta, elsiz bir böcek olan ipek böceği yaprak yiyip Allah’ın ilhamıyla dokuduğu ipeği insan için üretmektedir. Allah bütün varlıklar âlemini, bu şekilde rezzakiyetini ve rububiyetinianlamamız için bizlerin hizmetine vermiştir.

Ancak insanlar, çoğu zaman gaflet perdesi altında ve sebeplerin perde olması ile Allah’ın bu nimetlerinin tam olarak farkına varamamakta ve Allah ile irtibatını kurmadan sebeplere verebilmektedir.

İşte, Ramazan’da, bütün Müslümanlar, Rezzaklarının ziyafetine davet edilmiş bir misafir gibi, akşama kadar “Sofraya Buyurun!..” emrini beklerler. Bu bekleme esnasında yemek, içmek ve cinsi münasebetlerden uzak durarak âdeta melekler gibi bir kulluk tavrı içerisinde bulunurlar. Böylece yukarıda saydığımız ve sayamadığımız nimetlerin farkına vararak, bu nimetlerin ne kadar kıymetli olduğunu anlama imkânı bulup şükür vazifelerini yerine getirme gayretine girerler. Âdeta yeryüzü bir ordu gibi, beraber yiyip, beraber içmekle geniş ve külli bir ibadet ederler.

Acaba böyle ulvî bir kulluk mevsiminde, melekler gibi şerefli bir makamda ibadetle vakit geçirmek yerine, hayvanlar gibi yiyip içmeyi tercih edenler, insan ismine layık olurlar mı?

Kaynak:Sorularlaİslamiyet