Etiket arşivi: hikaye

Asker

Bir asker, namaz kılan diğer askere sordu…:

– Arkadaş kaçıncı asırda yaşıyoruz? Niçin kendini zahmete sokup her gün 5 defa namaz kılıyorsun.

Namaz kılan asker, tam o sırada uzaktan görünen teğmeni gösterdi:

– Şu insan niçin yanından geçerken toplanıyor, selam veriyor ve bütün emirlerine itaat ediyorsun. ”yat” dese yatıyor, ‘kalk’ dese kalkıyorsun? O da senin gibi iki ayağı, iki eli ve bir başı olan bir insan değil mi?’

Diğer asker cevap verdi:

-‘Evet! O da benim gibi biri insan ama rütbesi var, omuzun da yıldızı var’.

Namaz kılan askerin cevabı müthişti:

-Ey arkadaş! Sen omuzun da bir tane yıldızı var diye senin gibi bir insana
itaat ediyorsun da ben, yerdeki kumlar adedince yıldızları olan ve hepsini
tespih tanesi gibi kudret eliyle çeviren Allah’a niçin itaat etmeyeyim?
Niçin namaz kılıp emrini yerine getirmeyeyim?

Çürük Elma

Bir zimmi, Sultan İkinci Murad Hana der ki:
– Bir maruzatım var Padişahım, müsaade buyurun anlatayım? 
– Elbette, söyle nedir maruzatın? 
– Askerleriniz benim bahçemden dün elma yediler ve parasını ödemediler! 
– Bu dediğin nasıl olabilir? Bir yanlışlık olmalı! 
– Yanlışlık yok Padişahım. 

Sultan Murad Han derhal araştırılmasını emreder. Az zaman sonra üç askeri huzura getirirler. Sultan onlara olayı anlatır ve sorar: 
– Bu zimminin söyledikleri doğru mudur?

Askerlerden biri der ki: 
– Doğrudur Sultanım, ben yaptım! 
– Peki ama nasıl? Kul hakkını düşünmedin mi hiç?
– Padişahım, benim yediğim elma yerdeydi ve çürüktü. Çürük bir elmanın para edeceğini düşünemedim; nitekim bu iki arkadaşım da oradaydı, onlar ağaçtan elma kopardılar ve parasını da bahçeye attılar. 

Padişah, zimmiye sorar: 
– Askerlerimin söyledikleri doğru mudur? 
– Evet, o ikisinin kopardığı elmaların bedelini aldım. 
– Peki, öyleyse istediğin nedir? 
– Diğer askerinizin yerden aldığı elmanın bedelini de isterim. 
– Peki, o çürük elma için ne istersin? 
– Bir kese altın isterim, yoksa hakkımı helal etmem.
– Bir çürük elma bir kese altın eder mi hiç? Bu açıkça haksızlık.
– O zaman hakkımı helal etmem. 
– Peki al bir kese altın! 

Zimminin gözleri dolar, kendisine uzatılan keseyi eliyle iter ve kelime-i şehadet getirir. Sonra der ki: 
– Efendim, maksadım altın falan değildi, Müslüman olmadan önce son defa adaletinizi tecrübe etmek istemiştim, beni affedin ve aranıza alın! 

Fatih’in İlme verdiği Kıymet

Fatih Sultan Mehmed Han, Fatih Camii civarındaki meşhur medreseleri yaptırmıştı. Talebelerin medreseye girdiği ana kapının önüne mezar kazdırdı. Çukurun üzerine demirden bir ızgara koydurdu. Ancak hiç kimse bu yapılanlara bir mana verememişti. 

Fatih dedi ki:
Ben vefat edince üzerime, mezarımdan çıkan toprağı atmayın! Onun yerine bedenimi, medreseye devam eden ilim talebelerinin ayakkabılarından koparak ızgaranın altında biriken bu mübarek tozlarla, çamurlarla örtün. Umulur ki Cenab-ı Hak, onların yüzü suyu hürmetine bana merhamet eder.

En Dayanıklı Kale

Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat batıya doğru ilerleyen Moğol tehlikesine karşı ülkenin önemli merkezlerine savunma kaleleri yaptırıyordu Yapımı tamamlanan bu kalelerden birini, dönemin din ve ilim ulusu Sultan Veled’e (Mevlânâ’nın babası) gösterip fikrini sordu O da açıkladı: – Kale gerçekten çok muhkem (sağlam) Düşman saldırılarını göğüsleyecek güçte Ama yönetimindeki mazlum ve mağdurların dua oklarına karşı seni koruyacak bir kale yaptırmayı düşünmüyor musun? Mazlumların dua oklarına karşı dayanıklı kale taştan tuğladan yapılamaz, çünkü onları deler geçer O kale ancak Allah korkusuyla, adalet ve merhametle inşa edilebilir

Ana Gibi Yar

Vaktiyle bir vezir, padişah katında hatırının kırılmayacağına inanarak kendisinden şöyle bir ricada bulundu: 

– Sultanım benim iki tane karım, her birinden de üçer çocuğum var Karılarımın hangisinin analık duygularının daha kuvvetli olduğunu merak ediyorum Malımı da buna göre vasiyet edeceğim Şunları bu konuda bir sınamanız mümkün mü? 

Padişah, veziri sevdiği için gönlünü yapmak istedi Hanımlarından birini çağırttı ve dedi ki: 

– Ey hatun, benim vezirim olan senin kocan, gözdelerimden birini baştan çıkarmış Bunun cezası aslında ölümdür Ama sen kocanı affedersen idamdan vazgeçip onu sevgilisiyle beraber ülke dışına sürgün edeceğim 

Kadının gözlerinde intikam alevi parladı: 

– istemem, bana yar olmayan başkasına da yar olmasın! Asın, ipini de bana çektirin! 

Padişah daha sonra vezirin öbür karısını çağırttı Ona da aynı şeyi söyledi Vezirin ikinci karısı tam tersine bir tavır takındı: 

– Aman sultanım, ben kocasız kalmaya razıyım, ama çocuklarım babasız kalmasın, idam edeceğinize sürgün edin de çocuklarım babalarıyla bir gün kavuşma ümidini kaybetmesinler.

Parayı Yutunca

İbnü’l-Kayserânî’nin güler misin, ağlar mısın cinsinden bir macerası vardır. Muhtelif ilim merkezlerini dolaşıp Tinnis’e vardığında elinde bir ekmek parası kalmıştı. Ama hadis yazacağı kâğıdı da tükenmişti. Kâğıt alsa aç kalacaktı; ekmek alsa öğreneceği hadisleri nereye yazacaktı. Üç gün boyunca ne yapacağına karar veremedi. Dördüncü gün açlıktan gözleri kararmaya başlayınca ekmek almaya karar verdi. Madeni parayı ağzına alıp fırının yolunu tuttu. Ama ne olduysa işte o sırada oldu. Parayı yutuverdi. Sonra da oturup garip haline gülmeye başladı. Derken Tinnisli bir tanıdığı çıka geldi ve neye güldüğünü sordu. O önemli bir şey olmadığını söyleyerek geçiştirmek istedi; çünkü o güne kadar kimseye parasızlığından söz etmemiş, kimseden yardım istememişti. Ama kendiliğinden gelen ikrâmı da geri çevirmezdi. Adam ne kadar ısrar ettiyse ağzından laf alamadı. Sonunda, “Neye güldüğünü söylemezsen karım boş olsun” deyince, olup biteni ona söylemek zorunda kaldı. O da bu garip hadis talebesini alıp evine götürdü ve çeşitli ikramlarda bulundu.

Matbaanın bulunmadığı o günlerde kitaplar elle yazılarak çoğaltılırdı.  İbnü’l-Kayserânî de isteyenlere hadis kitaplarını yazarak geçimini temin ederdi. Bu değerli âlim daha sonraları çoğu hadise, bir kısmı tasavvufa dair onlarca eser kaleme aldı

Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi

En Güzel Kubbe

Mevlânâ’nın dostlarından Muiniddin Pervane bir gün Mevlânâ’ya gelerek “Sultanü’l-ulema” diye anılan babası Sultan Veled’in mezarı üstüne eşsiz bir kubbe yapmak istediğini, buna izin verip veremeyeceğini sordu Mevlana şöyle dedi: 

“Gerçekten çok güzel, benzeri bulunmayan bir kubbe yapabilirsin Bir eşi dünyanın başka bir yerinde bulunmayabilir Ama hiç bir kubbe ilahi şaheser gökkubeden güzel ve üstün olamaz O halde mezar yine Allah eseri kubbe altında kalsın”

Sarayda İftar

Harun Reşid bir Ramazan günü Behlül’e tembih etti: 

– Akşam namazında camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et. 

Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Harun Reşid şaşırdı: 

– Behlül bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara çağır diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin.. 

– Efendimiz, siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum. Onu da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen demek ki yalnız bunlarmış.