Etiket arşivi: dini hikayeler kısa

Parlayan Kılıç

Venedik’ten bir elçi gelmiştir. Herkesin cihanı titreten padişahı görmek isteyip de göremediği bir devirdir. Elçi, Koca Sultan’la görüşüp ülkesine geri döner. Ülkedeki üst düzey yöneticiler başta olmak üzere herkes bu heybetli sultanın nasıl birisi olduğunu öğrenmek istemektedir. Elçiye cihan sultanı Yavuz’un nasıl birisi olduğunu sorarlar. 
— Göremedim, der elçi. Merak ederler: 
— Huzuruna girdiğin, yanına kadar vardığın hâlde nasıl göremedin? 
Bunun üzerine elçi şu müthiş itirafta bulunmak zorunda kalır: 
— Kılıcı öyle parlıyordu ki, yüzüne bakamadım. 
Kısa sürede Venedik elçisinin bu sözleri Osmanlı Sultanı’nın da kulağına gelir ve haşmetli Sultan şunları söyler: 
— Paşalarım, der. Osmanlı Devleti’nin kılıcı parladığı müddetçe zalimlerin boynu daima eğik gezecektir. Ama Allah korusun, bu kılıç ne zaman ki kınına girer de paslanmaya başlarsa, işte o zaman kafalar yavaş yavaş dikilir ve bir gün bize yukarıdan bakmaya başlarlar.

Çürük Elma

Bir zimmi, Sultan İkinci Murad Hana der ki:
– Bir maruzatım var Padişahım, müsaade buyurun anlatayım? 
– Elbette, söyle nedir maruzatın? 
– Askerleriniz benim bahçemden dün elma yediler ve parasını ödemediler! 
– Bu dediğin nasıl olabilir? Bir yanlışlık olmalı! 
– Yanlışlık yok Padişahım. 

Sultan Murad Han derhal araştırılmasını emreder. Az zaman sonra üç askeri huzura getirirler. Sultan onlara olayı anlatır ve sorar: 
– Bu zimminin söyledikleri doğru mudur?

Askerlerden biri der ki: 
– Doğrudur Sultanım, ben yaptım! 
– Peki ama nasıl? Kul hakkını düşünmedin mi hiç?
– Padişahım, benim yediğim elma yerdeydi ve çürüktü. Çürük bir elmanın para edeceğini düşünemedim; nitekim bu iki arkadaşım da oradaydı, onlar ağaçtan elma kopardılar ve parasını da bahçeye attılar. 

Padişah, zimmiye sorar: 
– Askerlerimin söyledikleri doğru mudur? 
– Evet, o ikisinin kopardığı elmaların bedelini aldım. 
– Peki, öyleyse istediğin nedir? 
– Diğer askerinizin yerden aldığı elmanın bedelini de isterim. 
– Peki, o çürük elma için ne istersin? 
– Bir kese altın isterim, yoksa hakkımı helal etmem.
– Bir çürük elma bir kese altın eder mi hiç? Bu açıkça haksızlık.
– O zaman hakkımı helal etmem. 
– Peki al bir kese altın! 

Zimminin gözleri dolar, kendisine uzatılan keseyi eliyle iter ve kelime-i şehadet getirir. Sonra der ki: 
– Efendim, maksadım altın falan değildi, Müslüman olmadan önce son defa adaletinizi tecrübe etmek istemiştim, beni affedin ve aranıza alın! 

Fatih’in İlme verdiği Kıymet

Fatih Sultan Mehmed Han, Fatih Camii civarındaki meşhur medreseleri yaptırmıştı. Talebelerin medreseye girdiği ana kapının önüne mezar kazdırdı. Çukurun üzerine demirden bir ızgara koydurdu. Ancak hiç kimse bu yapılanlara bir mana verememişti. 

Fatih dedi ki:
Ben vefat edince üzerime, mezarımdan çıkan toprağı atmayın! Onun yerine bedenimi, medreseye devam eden ilim talebelerinin ayakkabılarından koparak ızgaranın altında biriken bu mübarek tozlarla, çamurlarla örtün. Umulur ki Cenab-ı Hak, onların yüzü suyu hürmetine bana merhamet eder.