kirmizigul3

Efendimiz(s.a.v)’in Gözbebeği

Peygamber Efendimizin yedi çocuğu olmuştu. Bunlardan Hazret-i Fâtıma hâriç, bütün çocukları, Peygamber Efendimiz daha hayattayken vefât etmişti. Allah Rasûlü, kızı Fâtıma’nın üzerine titrer, onun üzülmesini, kırılmasını hiç istemezdi. O’nun bu hassasiyetini bilen Hazret-i Ali de, hanımı Hazret-i Fâtıma’yı el üstünde tutardı. Bir gün aralarında küçük bir münakaşa çıkmış, o kıymetli hanımını incitmemek için evden dışarı çıkmış ve mescide sabahlamıştı. Hazret-i Ali ile Hazret-i Fâtıma, Peygamber Efendimiz’in yetiştirdiği iki güzide insandı.

Peygamberimiz, onları kendi eliyle nikâhlamış ve sık sık hâl ve hatırlarını sorarak saadetlerinin mimarı olmuştur. Arabistan sıcağında tutulan orucun ardından akşam olmuş, Hazret-i Fâtıma evde olan her şeyi sofraya koymuştu. Beraberce sofraya oturdular. İftarlarını açmak üzereydiler ki, kapı çaldı. Hazret-i Ali kalkıp kapıyı açtı. Karşısında bitkin ve perişan bir adam vardı. Açlıktan sadece “Allah rızası için…” diyebilecek kadar mecâli kalmıştı. Fatıma validemiz hemen ellerindeki yiyeceği Hazret-i Ali’ye uzattı, o da bunları fakire verdi. Evde iftar için yiyecekleri hiçbir şey kalmamıştı. İftarı suyla açtılar ve ertesi gün için oruca niyetlendiler.

Bir gün daha geçmiş, iftar vakti gelmişti. Yine kapı çaldı. Bu sefer gelen kimse bir yetimdi. Sofralarındaki her şeyi gönül hoşluğu ile ona ikram ettiler. Kendileri su ile iftar ettiler. Üçüncü gün, üftar vaktinde kapı çalındı ve bir esir, Allah rızası için kendilerinden yiyecek istedi. Onlar, Allah’ın rızâsını, her türlü rahat ve nimetin üstünde kabul ettiklerinden seve seve elindekileri verdiler. Allah Teâlâ da, onların bu hâlini âyet-i kerime ile Peygamber Efendimiz’e haber verdi. “Onlar, içleri çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler.

«Biz, sizi ancak Allah rızâsı için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz, sert ve belâlı bir günde Rabbimizden korkarız!..» derler. Allah da onları bu yüzden o günün fenâlığından korur; onların yüzlerine parlaklık ve neş’e verir. Sabırlarının karşılığı cennet ve oradaki ipeklerdir.” (el-İnsan, 8-12)

Bir Cevap Yazın