Kategori arşivi: RAMAZAN-I ŞERİF

Ramazan

Ramazan Umresinin Sevabı

İbni Abbas Radiyallâhu Anhümâ rivayet ediyor. Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:

“Kim Ramazan ayında Mekke’ye kavuşup orucunu tutar ve kolayına geldiği kadar gecesini ibadetle geçirirse, Allah ona Mekke dışında yüz bin Ramazan ayı orucunu tutma sevabı yazar ve Allah ona her gün ve her gece karşılığında bir köleyi hürriyetine kavuşturma sevabı verir.

“Her günün karşılığında Allah yolunda bir atın düşmana hücumunun sevabını yazar. Yine gündüz bir hasene (ecir, sevap), gece bir hasene yazar.”

 

Kaynak: İbni Mâce, Menasik: 106.

Yolcunun Ramazan Orucu

Hz. Âişe Radiyallâhu Anhâ anlatıyor:

Hamza ibni Amr el-Eslemi Radiyallâhu Anh, Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellemden yolculuk sırasında tutulan orucu sordu. Kendisi çok oruç tutan birisiydi.

Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle cevap verdiler:

“Dilersen tut, dilersen tutma.”[1]


Hz. Enes Radiyallâhu Anh anlatıyor:

Biz Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem ile beraber (seferde, yolculukta) idik. Bir kısmımız oruçlu, bir kısmımız oruçsuz idi. Ne oruçlu oruçsuzu ayıplıyor, ne de oruçsuz oruçluyu kınıyordu. [2]


Ebu Said el-Hudri Radiyallâhu Anh anlatıyor:

Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellemle beraber Ramazan ayında yolculuğa çıkardık. Ne oruç tutan tutmayanı, ne de tutmayan tutanı ayıplardı.[3]


Amr ibni Ümeyye ed-Damri Radiyallâhu Anh anlatıyor:

Bir sefer dönüşü Resulullah Sallallâhu Aleyhi Veselleme uğradım. Bana:

“Ey Ebu Umeyye, sabah yemeğini bekle (beraber yiyelim)” buyurdular.

Ben, “Oruçluyum” dedim.

“Öyleyse gel yaklaş, sana yolcudan haber vereyim de dinle!” dedi ve devamla:

“Allah Teâla Hazretleri yolcudan orucu ve (dört rekatlı farz) namazın yarısını kaldırdı” buyurdu.[4]


Muhammed ibni Ka’b anlatıyor:

Ramazan’da Enes ibni Malik Radiyallâhu Anhın yanına geldim. Sefer hazırlığı yapıyordu. Devesi hazırlandı, yolculuk elbisesini giydi. Yemek getirtip yedi. Ben kendisine:

“(Yola çıkarken orucu bozmak) sünnet midir?” diye sordum.

“Evet!” dedi ve bineğine atlayıp yola çıktı.[5]


Seleme ibni Muhabbak Radiyallâhu Anh anlatıyor:

Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem buyurdular ki:

“Kim sefer sırasında Ramazan’a erer ve yanında kendisini karnını doyuracak yere kadar götürecek bir bineği varsa, nerede olursa olsun orucunu tutsun(yani orucunu tutmayı tercih etsin).”[6]

 

Kaynaklar:

[1]Buhari, Savm: 33; Müslim, Sıyâm: 103; Muvatta, Siyâm: 24; Tirmizî, Savm: 19; Ebu Dâvud, Savm: 42
[2]Buhari, Savm: 37; Müslim, Sıyâm: 98; Muvatta: 23; Ebu Dâvud, Savm: 42
[3]Müslim, Sıyam: 95; Nesâi, Sıyam: 59
[4]Nesâi, Savm: 50
[5]Tirmizî, Savm: 76
[6]Ebû Dâvud, Savm: 44

Oruçlunun Cennet Kapısı

Sehl ibni Sa’d Radiyallâhu Anh, Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellemin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

“Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Kıyamet Gününde o kapıdan ancak oruç tutmuş olanlar girer, onlarla birlikte o kapıdan başka hiç kimse giremez.

“O vakit, ‘Dünyada iken oruç tutmuş olanlar nerededir?’ diye bir ses yükselir. Onlar gelir, Cennete o kapıdan girerler. Oruçluların en son kalanı da girince kapı kapatılır, artık başka hiç kimsenin girmesine müsaade edilmez. O kapıdan kim Cennete girerse ebedi olarak susuzluk çekmez.”

Kaynak:Buhari, Savm: 4, Bed’ü’l-Halk: 9; Müslim, Sıyâm: 166; Tirmizî, Savm: 55

Ramazan’da Bunlara Dikkat

İstanbul Halk Sağlığı Müdürlüğü, ramazan ayında sağlıklı beslenmenin yollarını söyledi.

1) Sahura mutlaka kalkılmalıdır. Ramazan ayında yapılan en büyük yanlışlardan biri, gece geç yemek yiyip sahura kalmamak veya sahura kalkıp sadece su içmektir. Bu açlık süresini uzatmaktadır ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olmaktadır. Çok uzun süreli açlıklarda kan şekeri ve tansiyon düşerken, boş midede asit salgısı artmaktadır. Ertesi gün ise aç kalma süresi uzadığı için metabolizma hızı düşer, halsizlik ve baş ağrısı görülür.

2) Günlük tüketilmesi gereken sıvı miktarı yaklaşık 2-2.5 litredir. Sıvı ihtiyacımızı karşılarken tüketilen çay, kahve vb. gbi içeceklerin suyun yerini tutmadığı unutulmamalıdır. Yeterince sıvı tüketilmezse, su-tuz dengesi bozulmakta, bununla birlikte halsizlik, işte verimsizlik, depresyon, konsantrasyon güçlüğü, uyuklama, mide ağrısı, hazımsızlık gibi durumlar ortaya çıkmaktadır.

3) İftarda fazla miktarda yemek yemek boş mideye yüklenmeye sebep olacaktır ve bu durumda sindirim sistemi zorlanacak, midede ağırlık hissi, ekşime, yanma ve bulantı oluşacak, bağırsaklarda kabızlık, şişkinlik gibi sorunlar ortaya çıkacaktır. Yemekler yavaş yavaş, az porsiyonlarda ve iyi çiğnenerek tüketilmelidir. Sahurda fazla miktarda ve yağlı yiyecekler tüketilmemelidir. Sahurda metabolizma hızı yavaş olduğu için vücuda alınan besinlerin yağa dönüşümü daha fazla olacaktır. Bu nedenle yağlı besinler yerine daha hafif, yağ oranı düşük, günlük alınması gereken protein ihtiyacının karşılanması bakımından protein içeriği yüksek, kan şekerini hızlı yükseltmeyen kompleks karbonhidratlardan (bulgur pilavı, kepekli makarna, kepekli ekmek gibi) oluşan bir öğün tüketilmelidir. Ayrıca iftar ve sahurda kızartma, yağlı besinler ve şarküteri ürünleri (salam, sucuk, sosis, kavurma, sakatatlar) yerine ızgara, haşlama, buğulama yöntemleri kullanılarak pişirilmiş hafif yemekler tercih edilmelidir.

4) Çay ve kahvenin içinde bulunan maddeler demirin emilimini azalttığı için bu içecekler yemeklerden en az bir saat sonra tüketilmelidir. Hava sıcaklığı nedeniyle kaybolan su ve mineral kaybını yerine koyabilmek amacıyla iftardan itibaren sahur sonuna kadar bol su ve sıvı (ayran, taze sıkılmış meyve suları, sebze suları vb.) alımına özen gösterilmelidir.

5) İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sindirimi daha kolay olan sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi, dondurma vb.) veya meyveli tatlıları tercih edilmelidir.

6) Haftada üç kez düzenli olarak hafif egzersiz yapılmalıdır.

7) Ramazan ayı süresince yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir. Yeterli ve dengeli beslenmek için 4 besin grubunda yer alan besinlerden yeterli tüketilmesi gereklidir. Bu dört besin grubu süt ve süt ürünleri, et- yumurta-kurubaklagiller grubu, sebze-meyve grubu ile ekmek ve tahıllar grubudur.

Oruç tutması sağlık açısından sakıncalı olan bireyler;

1. Şeker ve tansiyon hastaları,

2. Kronik hastalığı olan ve düzenli ilaç kullanması gereken kişiler,

3. Hamile ve emziren kadınlar,

4. Çok yaşlı ve hasta kişiler,

5. Çocuklar,

6. Mide rahatsızlığı olan kişiler,

7. Kanser hastaları,

8. Koroner kalp hastası veya kalp krizi geçirmiş kişiler,

9. Diyaliz hastaları,

10. Ağır enfeksiyon geçiren veya ateşli hastalığı olan kişiler,

Yeterli ve dengeli beslenme sağlığın temelidir. Beslenme açlık duygusunu bastırmak karın doyurmak ya da canının çektiği şeyleri yemek içmek değildir. Beslenme; sağlığı korumak, geliştirmek ve yaşam kalitesini yükseltmek için vücudun gereksinimi olan besin öğelerini yeterli miktarlarda ve uygun zamanlarda almak için bilinçli yapılması gereken bir davranıştır.

Mâniler

              Ramazan  Manileri              

Hizmetçi halayıklar,
Pirinçten taş ayıklar,
İftarı bekler iken,
Börek diye sayıklar.

Dua eksilmez dilden,
Kaşık düşmüyor elden,
Haydi çekinmeden ye!
Ekmek elden su gölden

Kuyumuz çok derindir,
Suyu gayet serindir,
Orucunu doğru tut!
Cennet senin yerindir.

Akşama hazır dolma,
Hoca, hayâle dalma!
Camiye vaktinde git!
Herkesten geri kalma!

            Ramazan Manileri              

Boşa gitmez dilekler,
Bekler bizi çilekler,
İftarda olanlara,
Dua eder melekler.

Bak bir garip kuş geldi,
Soframıza aş geldi,
Gözümüz aydın olsun,
Mübarek ay hoş geldi.

Oruç rabbin ihsanı,
Bildirildi fermanı,
Günahları eritir,
On bir ayın sultanı.

Nasıl kızarmış kekler,
Boşa gitmez emekler,
Hoca, fakir dururken,
Zenginler davet bekler.

Ramazan Manileri

Yapılanı özetle!
Oruç tuttuk izzetle,
Artık şükrü gerekir,
Yedik içtik lezzetle.

Ziyafet gayet boldur,
İsteyene ver doldur!
İkramı veren kişi,
Ne talihli bir kuldur.

Maniler yazar oldum,
Kesici hızar oldum,
Oruç tutturmayana,
Üzüldüm, kızar oldum.

Hoca, oruç nimettir,
Müminlere rahmettir,
Doğru oruç tutanın,
Yeri elbet cennettir.

Oruç Bedenin Zekâtıdır

Ebu Hüreyre Radiyallâhu Anh rivayet ediyor:
Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:

Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur.
(İbni Mâce, Sıyam: 44)



Zekâtı sade mal olarak adlandırmamız gerekir.Her bir nimetin kendine göre bir zekâtı vardır.Örneğin, İlmin zekâtı bildiğini başkalarına öğretmek, ömrün zekâtı namaz kılmak, malın zekâtı hakkını vermek, bedenin zekâtı da oruç tutmaktır.
Oruç tutan insan, vücudunun da, sahip olduğu nimetlerin de kendi malı olmadığını, istediği zaman yiyip içemeyeceğini anlar. Oruç insana kendine emanet bulunduğu, gerçek mal sahibi, mülk sahibinin kimin olduğunun farkına varır ve onun emri olmadan yiyemez,içemez. 

Zekâtın bir manası da temizliktir. Maldan verilen zekât onun temizlenmesine, çoğalmasına, bereketlenmesine sebep olduğu gibi, oruç da bedenin maddî ve manevî temizlenmesine, sağlık ve bereketin artmasına sebeptir.

Böylece, insan gerçek nimet sahibi olan, mülk sahibi olan Rabbine şükranda bulunur. Nimetlerin doğrudan doğruya Ondan geldiğini bilir. Bedenimizde bu nimetlere karşı şükrünü, o’nun zekâtı olan oruçla yapmaya çalışırız.

Zaten zekât bir çeşit şükürdür. Oruç ise, “büyük bir şükrün anatarı” hükmündedir. Oruç sayesinde mü’min, merhametlilerin en merhametlisi Allah’ın verdiği nimetleri farkını varıp nimetlerin kıymetini düşünme fırsatı bulur. 

Zekât veren insan malını kir ve günah pisliklerinden temizlediği gibi, oruç tutan da vücudunu günahlardan öyle temizlemiş sayılır. Ter temiz bir vücut ve ruha sahip olur.

Paylaşma Ayı Ramazan

Enes ibni Mâlik Radiyallâhu Anh rivayet ediyor:

Resûl-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Veselleme “Hangi oruç daha faziletlidir?” diye soruldu.

Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem, “Ramazan’a hürmeten Şaban ayında tutulan oruç” diye cevap verdiler. Yine soruldu:

“En faziletli sadaka ne zaman verilendir?”

Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem, “Ramazan ayı içinde verilen sadakadır” buyurdu. (Beyhakî, 4:305)

Ramazan bir paylaşma,dayanışma ayıdır. Bu ayda gönüllerimiz birleşir,kalplerimiz ısınır,dostluk,muhabbet,heyecan hislerimiz artar. Aç kalanların halinden anlarız. Oruç başkalarının fakirlik sıkıntılarını, onların maddi ve manevi hallerinden anlamamız için ve ihtiyaç sahibi kişilerin yardıma ve şefkate muhtaç olduklarını aklımıza getiren ibadettir.Sadece kendi menfaatlerimizi düşünmememiz gerekir.
Böylece insan kendi cinsine karşı şefkatli davranmakla hakikî mânâda bir şükür kapısını açmış olur. “Hangi fert olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakirini bulabilir. Ona karşı şefkate mükelleftir.”

Oruç vasıtasıyla nefsine açlık acısını çektirme mecburiyeti olmasaydı, insan şefkat ederek yapmakla vazifeli olduğu yardımı yapamazdı. Çünkü açlık sıkıntısını bilmeyen insan başkasının derdini nasıl bilecek, nasıl yardımına koşacaktır? Atalarımız bile “Tatmayan bilmez” demişlerdir.

Bu açıdan Ramazan, fakir fukaranın gözetildiği, yoksulların yardımına koşulduğu, yalnız ve kimsesiz insanların elinden tutulduğu bir mevsimdir. Oruçlu mü’minlerin bu ayda hayır ve hasenat yapma,fakir ve fukaralara yardım etme, infakta bulunma,kimsesizlere el uzatma gibi konularda bereketli ve hayırlı bir yarış içine girmelidirler.

Hayır yaparken, sadaka ve infakta bulunurken, bu işi yapanlar bundan çok büyük bir haz duyarlar ve ferah dolu bir zevk alırlar.

Râşid ibni Sa’d Radiyallâhu Anhın rivayet ettiği bir hadiste Resul-i Ekrem Sallallâhu Aleyhi Vesellem infakta bulunanları şöyle tarif ediyor:

“Ramazan ayında bol bol infakta bulunun. Çünkü o ayda infakta bulunmak, Allah yolunda infakta bulunmak gibidir.”
(Kenzü’l-Ummâl, 8:464)