Kategori arşivi: DUA REHBERİ

DUA REHBERİ

Abdullah ibn-i Abbas(r.a)’ın Duası

Allah’ım, Yüce Allah’ım! Dileyenlerin ihtiyaçlarını karşılamaya muktedir.. sessizlik murâkabesine dalanların içlerinden geçeni bilen.. her yerde her zaman hâzır, nâzır bulunan.. olup biten her şeyi duyan.. hiç bir şeyi başı boş bırakmayan.. varlığı ezelî ilmiyle tamamen kuşatan.. vaadleri dosdoğru.. inayetleri her zaman gelip sadık kullarına ulaşan.. ihsanlarına asla bir hudut olmayan Allah’ım! Kerîm Sen, celâl ve ikram sahibi de Sen’sin; ne olur, bahtına düştüm, yüce dergahına sığındım, kapının tokmağına dokundum; bana da rahmet, re’fet ve şefkatinle muamele eyle! Amin!..

Abdullah ibn-i Mes’ud(r.a)’ın Duası

Yedi kat göklerin ve içindekilerin, Arş-ı a’zamın, Cebrâîl, Mîkâîl ve İsrâfîl’in rabbi olan Yüceler Yücesi Allah’ım! Hakkımda haksız yere düşmanlık ve kin besleyen (şu) kimselerin, taraftar ve yandaşlarının verebilecekleri zararlara, azgınlık ve taşkınlıklara karşı koruyup kollayanım Sen ol! Azîz ve Celîl yalnız Sensin Rabbim; Senden başka hiçbir ilah yoktur ve olamaz da. Gerçek güç ve kuvvet de sadece ve sadece Sana aittir. Çünkü Sen, “Lâ havle velâ kuvvete illâ billahilazîm” bitip tükenmez hazinesinin yegane mâlikisin.

Hz.EbûBekir(r.a)’ın Bir Duası

Allah’ım! Sen hiç ihtiyacın olmadığı halde insanları yarattın; sonra onların bir kısmı salih ameller işleyip Cennetlik oldular, diğer kısmı da ısrarla işleyip durdukları günahlar yüzünden Cehennem’i boyladılar. Rabbim, ne olur, bu aciz kulunu Cehennem azabından muhafaza buyur ve Cennet’e layık kullarından eyle! Allah’ım! İnsanoğlunu varlık sahasına çıkaran Sen, daha yaratmadan evvel kimin hayatını iyi işlerde kullanıp saîd olacağını, kimin de kötü yollara düşüp bir şakî haline geleceğini bilen de yalnız Sensin. Rabbim, bahtına düştüm, bu affına pek muhtaç kulunu bilerek ya da bilmeyerek işlediği günahlardan dolayı şakîlerden eyleme! Allah’ım, herkesin dünyadayken ne tür fiiller yapacağını daha onları yaratmadan evvel Sen ezelî ilminle biliyor ve görüyordun. Rabbim, inayetini esirgeme ve bu bendeni hep Sana, Sen’in yüce dinine hizmette istihdam eyle! Allah’ım, Sen bir şeyi dilemeden hiç kimse o şeyi dileyemez; meşîet-i ilahiyeni, irademi beni hep Sana yakınlaştıracak ameller için kullanmam istikametinde gerçekleştir!


 

Kudreti Sonsuz Allah’ım! Bütün varlığın harekâtını tanzim eden sadece Sensin. Sen dilemeden hiçbir nesne, hiçbir şekilde hareket edemez; Sen’den benim bütün hareketlerimi rızan istikametinde ve takva dairesinde tutmanı diliyorum. Allahım, hayrı yaratan da Sen, şerri yaratan da Sensin. Senin kullarından bir kısmı hayır yolunu, bir kısmı da şer yolunu tutmuşlardır. Rabbim, Sen beni hep hayır yolunda koşturanlardan eyle! Allah’ım, Cennet’i yaratan Sen, Cehennem’i yaratan da Sensin. Kullarından bir kısmını Cennet’e ehil hale getirdin, diğer bir kısmı da kendi cürümleri yüzünden Cehennem’e müstahak oldular; Rabbim, Sen bu nâçar kulunu Cennet sakinlerinden biri eyle! Allah’ım, Sen dilersen, istihkak kesbedenleri dalalet vadilerinde dolaştırır ve sadırlarına darlık üstüne darlık atarsın; ne olur Rabbim, benim sadrımı, sinemi imana aç ve imanın güzelliklerini kalbime duyur ve o güzelliklerle ruhumu doyur! Allah’ım! Olup biten bütün işleri evirip çeviren yalnız Sensin; neticede her şeyin dönüşü de sadece Sanadır. Ölümden sonraki hayatımı güzel bir hayat eyle ve beni mukarreb kullarının arasına kat, Allah’ım! Yüceler Yücesi Rabbim! Dileyenler başka başka kapılara iltica edip oralarda kendilerine sığınak arasınlar; benim biricik dayanağım Sen, güven kaynağım yalnızca Sen, azamet tahtının yegane sultanı Sen, gerçek güç ve kuvvetin tek sahibi de yine Sensin!.

Hz.Hamza(r.a)’ın Duası

Kudreti bütün güç ve kuvvetlerin üstünde olan Allah’ım! Asla sarsılmayan ve engellenemeyen meşîetinle, bu kimsesi olmayan nâçar kulunu da sıyanet buyur.. fazl u kereminle rızıklandır ve her zaman emir buyurduğun hususlara riayet eden, kulluğun özünü kavramış bahtiyarlardan eyle! Bunları hududu olmayan ihsan ve lütuflarından diliyorum ve dileniyorum, ey Merhametlilerin En Merhametlisi olan Allah’ım!

Hz.Âdem (a.s.) ve Eşi Hz.Havvâ’nın Duası

Âdem (a.s.) ve eşi, cennette kendilerine yasaklanan ağacın meyvesinden yedikten sonra cennetten yeryüzüne
indirilince şöyle dua etmişlerdir:

رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

Okunuşu: “Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve il-lem teğfir lenâ ve terhamnâ le-nekûnenne minel-hâsirîn.”

Anlamı: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak
ziyana uğrayacaklardan oluruz!” (A’râf, 7/23)

Bu duayı Âdem ve eşi, cennette kendilerine yasak edilen ağacın meyvesinden şeytana uyarak yedikten sonra
yapmışlardır. (A’râf, 7/19-22; Bakara, 2/35-36)

“Âdem (vahiy yoluyla) Rabbi’nden birtakım kelimeler aldı, (bu kelimelerle amel edip Rabb’ine tövbe etti ve affı için
yalvardı. Allah da) bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır.” (Bakara, 2/37)

Yüce Allah, Âdem (a.s.) ve eşinin dualarını kabul etmiş ve onları affetmiştir. İnsanların atası Âdem ve Havva’nın tövbe ve duası, nesli için örnek olmuştur. Bu duada yüce Allah, mü’minlere; insanın hata edebileceğini,
yasak bir fiili işlediği zaman kendi nefsine zarar vermiş olacağını, bu durumda günahtan derhal tövbe edip
affedilmesi için yalvarması gerektiğini, böyle yaparsa bağışlayacağını bildirmektedir.

Hz.Musa(a.s.)’nın Duası

Musa (a.s.), azim sahibi, ulu peygamberlerden biridir. Firavunların idaresindeki İsraillilerin doğan erkek
çocuklarının öldürüldüğü bir zamanda Mısır’da doğmuş, Allah’ın lütfu ile Firavun’un sarayında annesi ile birlikte
büyümüştür. İsrail oğullarına peygamber olarak gönderilmiş, kendisine Tevrat verilmiştir. Asa ve yed-i beyza mucizeleri vardır. Allah’ın kendisi ile konuştuğu bir peygamberdir. Henüz peygamberlikle görevlendirilmeden önce
Mısır’da bir İsrailli’yi savunmak için bir kıptîye bir tokat vurmuş, kıptî de bu tokat ile ölüvermiştir. (bk.Kasas, 28/3-42) Bunun üzerine şu duayı yapmıştır:

رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي فَغَفَرَ لَهُ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Okunuşu: “Rabbi innî zalemtü nefsî feğfirlî fe-ğafera lehû innehû hüvel-ğafûrurrahîm.”

Anlamı: “Ey Rabbim! Ben nefsime zulmettim, beni bağışla! dedi. (Allah) onu bağışladı. Çünkü O, çok bağışlayan,
çok merhamet edendir.” (Kasas, 28/16)

Musa (a.s.) bu duasında istemeyerek ölümüne sebep olduğu bir kimseden dolayı kendisine zulmettiğini itiraf etmekte ve bu kusurun bağışlanmasını Allah’tan istemektedir. Yüce Allah da onu bağışladığını, kendisinin çok bağışlayan
ve çok merhamet eden olduğunu bildirmektedir. Bir kıptînin ölümüne sebep olduğundan, cezalandırılmaktan
korktuğu için Mısır’dan gizlice kaçmış ve Allah’a şöyle dua etmiştir:

رَبِّ نَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Okunuşu: “Rabbi neccinî minel-kavmiz-zâlimîn.”

Anlamı: “Ey Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar.” (Kasas, 28/21)

Allah da duasını kabul etmiş ve onu korumuştur. Musa (a.s.), Tur dağından döndüğünde kavminin
Samirî’nin yaptığı buzağıya taptıklarını gördü. Kendisi ile birlikte peygamber olan kardeşi Harun’a kızdı. Harun
(a.s.), kavminin söz dinlemediğini, nerede ise kendisini öldüreceklerini söyledi, bunun üzerine Musa (a.s.) şöyle
dua etti:

رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِأَخِي وَأَدْخِلْنَا فِي رَحْمَتِكَ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

Okunuşu: “Rabbiğfirlî ve li-ahî ve edhılnâ fî rahmetike ve ente erhamür-râhımîn.”

Anlamı: “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla! Bizi rahmetinin içine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”
(A’râf, 7/151)

İsrailoğullarına peygamber olarak görevlendirildiği süreçte kavminin Samirî’nin buzağıya tapmalarından sonra yüce Allah kendisi ile Tur dağında buluşma vaad etti. Kavminden yetmiş kişi ile Tur’a gitti. Allah ile konuştu, seçtiği kimseler buna muttali oldukları hâlde, Allah’ı açıkça görmeden inanmayız dediler. Yüce Allah da onları şiddetli bir sarsıntı ile sarstı, bayıldılar. Bunun üzerine Musa (a.s.),

Allah’a şöyle dua etti:
رَبِّ لَوْ شِئْتَ أَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَإِيَّايَ أَتُهْلِكُنَا بِمَافَعَلَ السُّفَهَاءُ
مِنَّا إِنْ هِيَ إِلاَّ فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَاءُ وَتَهْدِي مَنْ تَشَاءُ أَنْتَ وَلِيُّنَا
فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الْغَافِرِينَ وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا
حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ إِنَّا هُدْنَاإِلَيْكَ

Okunuşu: “Rabbi! Lev şi’te ehlektehüm min kablü ve iyyâye e tühlikünâ bimâ fe’ales-süfehâü minnâ in hiye
illâ fitnetüke tüdıllü bihâ men teşâü ve tehdî men teşâü. Ente veliyyünâ feğfirlenâ verhamnâ ve ente hayrül-ğâfirîne
vektüb lenâ fî hâzihid-dünyâ hasene-tevve fil-âhıreti innâ hüdnâ ileyke.”

Anlamı: “Rabbim! Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin, aramızdaki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi yok mu edeceksin? Bu, Senin imtihanından başka bir şey değildir, bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin; bizim dostumuz Sensin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların
en iyisisin. Bize bu dünyada da iyilik, güzellik ve nimet yaz, ahirette de. Biz sana yöneldik.” (A’râf, 7/156-157)
Yüce Allah, Musa (a.s.)’a kendisini ilâh yerine koyan Firavun’a gidip onu imana davet etmesini emretti. Musa
(a.s.), bu görev üzerine şöyle dua etti:
قَالَ رَبِّ شْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي
يَفْقَهُوا قَوْلِي وَاجْعَلْ لِي وَزِيرًا مِنْ أَهْلِي هَارُونَ أَخِي اُشْدُدْ بِهِ أَزْرِي
وَأَشْرِكْهُ فِي أَمْرِي كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا إِنَّكَ كُنْتَ بِنَا
بَصِيرًا
Okunuşu: “Kâle Rabbiş-rahlî sadrî ve yessirlî emrî vahlül ‘ukdetem millisânî yefkahû kavlî vec’al lî vezîran min ehlî Hârûne ahî üşdüd bihî ezrî ve eşrikhü fî emrî key nüsebbihake kesîran ve nezkürake kesîran inneke künte binâ basîra.”

Anlamı: “Mûsâ, dedi ki: Ey Rabbim! Göğsüme genişlik ver, işimi kolaylaştır, dilimden düğümü çözüver de sözümü iyi
anlasınlar. Bana âilemden bir vezir ver; Kardeşim Harun’u, onunla arkamı kuvvetlendir, onu da (elçilik) görevime ortak yap ki Seni çok tesbih edelim ve Seni çok analım. Şüphesiz Sen, bizi görensin.” (Tâ-hâ, 20/25-35)

Musa (a.s.), Allah’ın emir ve yasaklarını tebliğ etmekle görevlendirildiği insanları iman ve ibadete davet etti, onları
haram ve kötü davranışlardan sakındırdı. Sözüne kulak vermeyenlere; ‘benim size söylediklerimi yakında anlayacak ve hatırlayacaksınız’, dedi (bk. Mü’min, 40/37-47) ve şöyle dua etti:

وَأُفَوِّضُ أَمْرِي إِلَى الِّٰهل إِنَّ الٰهّلَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ
Okunuşu: “Ve üfevvidu emrî ilallâhi innellâhe basîrumbil-‘ıbâdi”

Anlamı: “Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını görür, gözetir.” (Mü’min, 40/44)

Musa (a.s.)’ın dualarında şu unsurlar dikkatimizi çekiyor:
Musa (a.s.);
– İstemeyerek bir hata işleyince, hemen tövbe edip
Allah’tan affını istemiştir.
– İnsanların kendisine zarar vermemesi için Allah’a sığınmış
ve kendisini korumasını talep etmiştir.
– Kavminden birtakım azgınların davranışları sebebiyle
helâk edilmemesi için dua etmiştir.
– Dünya ve ahirette Allah’ın kendisine ve mü’minlere
iyilik, güzel ve nimet (hasene) vermesini istemiştir.
– İslâm’ı tebliğ görevini yerine getirebilmesi için başarı,
kolaylık ve konuşma yeteneği istemiştir.
– İşlerini ve başarısını Allah’a havale etmiştir.
– Dua ederken Allah’ın güzel isimlerini zikretmiştir.

Hz.Süleyman(a.s.)’ın Duası

Kuş ve karınca dilini bilen, hükümdar peygamberlerden biri olan, insanlardan, cinlerden ve kuşlardan ordusu
bulunan, Davud peygamberin oğlu Süleyman (a.s.), ordusu ile karınca vadisine gelir, bir karıncanın, “Ey karıncalar!
Yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi ezmesin” dediğini duyar, karıncanın sözüne güler (Neml,27/15–19) ve Allah’a şöyle dua eder:

رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ
أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَاهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ

Okunuşu: “Rabbi evzi’nî en eşküra ni’metekelletî en’amte ‘aleyye ve ‘alâ vâlideyye ve en a’mele sâlihan terdâhü ve edhılnî bi-rahmetike fî ‘ıbâdikes-sâlihîn.”
Anlamı: “Ey Rabbim! Bana ve anama-babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi iş yapmamı gönlüme ilham eyle ve rahmetinle, beni iyi kulların arasına dâhil et.” (Neml, 27/19)
Süleyman (a.s.), şiddetli bir hastalığa yakalanır, cansız ceset denecek hâle gelir, sonra tekrar sağlığına kavuşur ve

Allah’a şöyle dua eder: رَبِّ اغْفِرْ لِي وَهَبْ لِي مُلْكًا لَا يَنْبَغِي لِأَحَدٍ مِنْ بَعْدِي إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ
Okunuşu: “Rabbiğfirlî ve heblî mülkellâ yembeğî li ehadimmin ba’dî inneke entel-vehhâb.”
Anlamı: “Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk / hükümranlık bahşet. Şüphesiz, Sen çok bahşedicisin.” (Sâd, 38/35) Yüce Allah, duasını kabul eder.Rüzgârı emrine verir, cinleri ona boyun eğdirir. (bk. Sâd, 36–38)

Süleyman (a.s.)’ın duasında yüce Allah’tan;
– Nimete şükredebilmeyi nasip etmesini,
– Salih ameller işleyebilmesini,
– Salih kulları arasına dâhil etmesini,
– Bağışlamasını,
– Mülk / saltanat vermesini istemiştir.
Süleyman (a.s.)’ın Allah’tan hem dünya, hem ahiret,
hem maddî hem manevî isteklerde bulunduğunu ve duasında
Allah’ın güzel isimlerini zikrettiğini öğreniyoruz.