Editor tarafından yazılmış tüm yazılar

Hz.Ömer’e (r.a) Nasihat İçin Gelen Zat

Ömer b. Hattab (r.a) bir cenazeye katılmıştı. Tanınmayan bir adam da cenazede bulunuyordu. Cenaze namazı kılınıp ölü defnedildiği zaman, bu adam elini kabrin üzerine koydu ve şöyle dedi:

— Ey Allahım! Eğer sen bu adama azap edersen, bu senin hakkındır; çünkü sana isyan etti. Eğer merhamet edersen o senin affına muhtaçtır.”

Daha sonra ölüye hitaben:
— Ey ölü! Eğer başkan, bakan ve yardımcısı, yazıcı, nazır, vergi toplayıcısı değil isen sana müjdeler olsun!”

Bunları söyledikten sonra gözlerden kayboldu. Hz. Ömer (r.a) onu çağırttı fakat adam bulunamadı.

Hz. Ömer (r.a):
— Bu gelen Hızır’dı (a.s) bize uyarı için gelmişti.” dedi.*

|  Yöneticilere Altın Öğütler, 48, Semerkand yayınları

Hz. Ali ile Yahudi’nin Davası / Mahkeme Önünde Eşitlik

İslam hukukunda din, dil, ırk ayrımı yapılmadan mahkeme önünde eşitlik esası vardır.

Dördüncü Halife Hazreti Ali İslam devletinin başkanı olduğu bir zamanda zırhını düşürür. Bir Yahudi o zırhı alır ve kimselere söylemez. Bir gün Hazreti Ali zırhını Yahudi’nin elinde görür ve zırhını geri ister. Ancak Yahudi zırhı sahiplenir ve zırhı zırhın asıl sahibi olan Hazreti Ali’ye geri vermez. Bunun üzerine Hazreti Ali Yahudi’ye mahkemeye gitmeyi teklif eder. Milletleri yöneten, kocaman topraklara sahip olan İslam devletinin başkanı ve halifesi, Hz.Peygamber’in Sav damadı, Cennet’le müjdelenen sahabilerden biri olan Hazreti Ali kendi malını alan bir Yahudi’den malını gücünü kullanarak almıyor ve onu mahkemeye çıkmaya davet ediyor.

Mahkemeye çıktıklarında Kadı Şüreyh Hazreti Ali’ye sorar: “Ya Ali, bu zırhın senin olduğuna şahidin var mıdır?” Hazreti Ali bu zırhın kendisinin olduğuna şahitlerinin olduğunu ve bunların birinin oğlu Hazreti Hasan ve diğerinin de hizmetkarı Kanber olduğunu söyler. Kadı Şüreyh cevap verir: “Oğlun ve hizmetçin senin yakınlarındırlar. Senin hakkında şahitlikleri geçerli değildir. Başka şahidin var mı?” Hazreti Ali başka şahidinin olmadığını söyler. Bunun üzerine Hazreti Ali zırhın kendisinin olduğunu ispat edemez ve davayı kaybeder.

Müslümanların halifesi, Müslüman diyarında, Müslüman mahkemesinde bir Yahudi’ye karşı açtığı davayı kaybeder. Bu adaleti gören Yahudi Müslüman olur ve Hazreti Ali’ye şöyle söyler: “Ey müminlerin emiri, bu zırh gerçekten de sizindir. Ben sizin arkanızdan giderken yolda rastladım. Sizin düşürdüğünüz kesin. Gördüğüm bu adalet karşısında daha fazla direnmiyor, ben de Müslüman oluyorum. Adaletin böylesi ile sadece Arabistanı değil bütün dünyayı idare etmek mümkündür.” 

DUANIN KABÛLÜ

DUANIN KABÛLÜ VE İNSAN HAYATINA ETKİSİ

Duanın İnsan Hayatına Tesiri Dua; mü’minin kendini Allah’a yaklaştırmak için yaptığı
bir çaba, psikolojik bir rahatlık, huzur ve mutluluk kaynağıdır.

Dua; mü’minin Rabbi ile irtibatını sağlar, Allah’a olan inancını ve güvenini pekiştirir, sıkıntılı ve darlık zamanlarında bir ümit ve sığınak olur, insanı yalnızlık hissinden kurtarır.

Dua; maddî hastalıklara zemin hazırlayan stres, sıkıntı
ve dertleri yok eder, psikolojik ve ruhsal hastalıklara ilaç olur, maddî hastalıkların iyileşmesini hızlandırır.

Dua; insanı görünür görünmez kaza, bela ve musibetlerden korur, insanın hayır ve hasenat yapmasına vesile olur, alçak gönüllü olmasını sağlar, insana kulluğu hatırlatır ve onu yüce Allah’ın gazabından korur.

Dua; insanın yalnızlığını giderir, insana dert ortağı olur. İnsan ancak gücünün yettiği işleri yapabilir ve sıkıntıların üstesinden gelebilir, fakat gücünü aşan konularda zorlanır. Bu zorluk insana acziyetini, kulluğunu ve Rabbini hatırlatır, O’ndan yardım istemeye yöneltir. Zorlukları yenme ve işlerde başarılı olmanın yolu duadan geçer. Pek çok insanın başarısının arkasında ağzı dualı insanların / anne-babanın hayır duası vardır. Birçok sıkıntı ve başarısızlığın arkasında zulüm ve mazlumun bedduası vardır. Dünya nüfusunun yoğunluğuna rağmen birçok insan,
yalnızlıktan şikayet eder. Fertler arasındaki iletişim zayıflığı, sevgi yetersizliği, komşuluk ve arkadaşlık bağlarının kaybolması sebebiyle insanlar, birbirlerine yabancılaşmıştır.
“Ferdîleşme” olarak adlandırılan bu olgu, bireylerin hayata bakışlarını olumsuz etkiler. Böylece insan, kalabalıklar içinde yalnızlık çeken bir varlık konumuna düşer. Bu nedenlerle stres, gerilim, sıkıntı ve yalnızlığın sonucu “depresif ” hasta sayısı her geçen gün artmaktadır. Endişe, güvensizlik, trafik sıkışıklığı, ulaşım zorluğu, iş hayatındaki rekabet, gelecek hakkındaki belirsizlik ve geçimsizlik gibi olgu ve kaygılar, kişinin ruh hâlini olumsuz yönde etkilemektedir.Bu tür bunalım ve çıkmaza giren bir kısım insanlar, olumsuz eylem ve davranışlara, sakinleştirici ve uyuşturucu maddelere yönelmektedir. İşte bu gibi durumlarda insandaki Allah ve ahiret inancı ön plana çıkar; sabır,
irade, azim, çalışma, tevekkül ve dua gibi dinî değerler, insanları zorluklara karşı motive eder, psikolojik rahatlama sağlar, yalnızlık hissini ortadan kaldırır, manevî güç verir.Dua; mü’minler için manevî bir sığınaktır, yardım, moral ve güç tazeleme kapısıdır. Bu itibarla dua, müslümanın hayatının ayrılmaz bir parçasıdır, gecesinde ve gündüzünde, evinde ve iş yerinde gönlü ve dili hep duadadır müslümanın. Duası kabul olan kullar arasına girebilirse insan, dünya ve ahiret mutluluğuna ermiş demektir.

Sahabeden Hz. Enes’in bildirdiğine göre; “Dua eden mü’minin en az üç kazanımı olur: İstediği hemen verilir veya günahı bağışlanır veya sevabı ahirete bırakılır.” (Abdürrazzâk, Dua,
No: 19649)

 

Peygamberimiz (s.a.s.) de şöyle buyurmuştur: “Dua eden bir mü’minin; günah olan bir şeyi istemedikçe veya akrabalık ilişkisini kesmek için dua etmedikçe, Allah ya onun duasını kabul eder veya ondan duası nispetinde bir kötülüğü uzaklaştırır veya onun duası kadar günahlarını siler.”
(Abdürrazzâk, Dua, 18650)

Kaynak:Diyanet

Peygamberimizin(S.a.v) Günlük Duaları

Sabah Uyanınca Okunacak Dua

Okunuşu:”Elhamdulillahillezi ehyana ba’de ma ematena ve ileyhi’n- nüşur.”

Anlamı: “Bizi öldürdükten sonra dirilten (uyuduktan sonra uyandıran) Allah’a hamdolsun. (kıyamette) O’nun huzurunda toplanılacaktır.”  (Buhari  11-96)

Akşam Okuncak Dua

Okunuşu:“Allâhümme bike emseynâ ve bike nahyâ ve bike nemût ve ileyke’l-masîr ”

Anlamı: “Allahım! Senin lutfunla akşama erdik. Sen isteyince dirilir, sen isteyince ölürüz. Huzuruna varılacak olan da sensin.” (Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Daavât 13)

Yemekten Sonra Okunacak Dua

Okunuşu:”Elhamdulillahillezi et’amena ve segana ve cealena müslimin.”

Anlamı: “Bizi nimetleriyle yediren ve içiren ve bizi İslam üzere bulunduran Allah’a hamd olsun. ” (Ebu Davud, At’ime 15)

Elbise Giyerken Okunacak Dua

“Elhamdulillahillezi kesani haza ve razeganihi min ğayri havlin minni ve la guvvetin.”

Anlamı:”O Allah’a hamd olsun ki, benden bir kuvvet olmaksızın bu elbiseyi bana giydirdi ve (bunu) bana rızık olarak verdi.”  (Tirmizi, deavat: 107)

Camiye Girerken Okunacak Dua

Okunuşu:”Bismillahi vessalatu vesselamu ala rasulillahi. Allahummeğfir li zunubi veftah li ebvabe rahmetike.”

Anlamı:”Allah’ın adıyla, Allah Resulune salat ve selam olsun. Allah’ım , günahlarımı bağışla ve bana rahmet kapılarını aç.”  (Müslim, Müsafirin 68)

Camiden Çıkarken Okunacak Dua

Okunuşu:”Bismillahi vessalatu vesselamu ala rasulillahi. Allahumme inni es’eluke min fedlike, allahumme e’sımni mineşşeytanirracim.”

Anlamı:”Allah’ın adıyla, Allah Resulune salat ve selam olsun. Allah’ım , Senden fazl-u (ihsanını) diliyorum. Allahım, beni rahmetinden uzaklaştırılmış şeytanın şerrinden koru.”  (Buhari, teheccüd  25)

Eve Girerken Okunacak Dua

Okunuşu:”Allahumme inni es’eluke hayral mevleci ve hayral mehraci bismillahi ve lecna ve bismillahi haracna va alallahi rabbina tevekkelna.”

Anlamı: “Allahım! Her giriş ve çıkışımda senden hayır diliyorum. Allah’ın adıyla evimize girer, Allah’ın adıyla çıkarız ve Rabbimize dayanıp güveniriz.”  (Ebu Davud, Edeb: 112)

Evden Çıkarken Okunacak Dua

Okunuşu:”Bismillahi tevekkeltu alellahi la havle ve la guvvete illa billahil aliyyil azim.”

Anlamı: “Allah’ın adını anarak (evimden çıkıyorum) ben, Allah’a dayanıp tevekkül ettim. (her türlü) kuvvet ve kudret ancak yüce Allah’ın yardımıyladır.”  (Tirmizi, deavat: 34)

Gece Uyumadan Önce Okunacak Dua

Okunuşu:”Bismike Allahumme emutu ve ehya.”

Anlamı: “Senin adını anarak ölür ve dirilirim (uyur ve uyanırım) Allahım!”  (Buhari, Deavat: 7)

Su İçtikten Sonra Okunacak Dua

Okunuşu:”Elhamdulillahillezi segana azben furaten birahmetihi ve lem yec’alhu milhen ucacen bizunubina.”

Anlamı: “Bize tatlı soğuk su içiren ve günahlarımız sebebiyle onu içilmez tuzlu su yapmayan Allah’a hamd olsun.”  (Ebu Nuaym)

Helaya Girerken Okunacak Dua(Sol Ayakla Girilir)

Okunuşu:Bismillahi Allahumme inni euzu bike minelhubsi velhebaisi.

Anlamı: Allah’ın adıyla, Allahım, her türlü pislikten ve pis olan şeylerden(erkek ve dişi şeytanların şerrinden) sana sığınırım.”  (İbni Mace, Teharet: 9)

Heladan Çıkarken Okunacak Dua(Sağ Ayakla Çıkılır)

Okunuşu:Ğufraneke, Elhamdulillahillezi ezhebe annil eza ve afani.

Anlamı:  (Allahım!) Senin mağfiretini dilerim.Benden eza veren şeyleri gideren ve bana afiyet veren Allah’a hamdolsun.  (İbni Mace, taharet 10)

Hapşırma Esnasında,

Aksıran kimsenin;  “Elhamdulilllah” “Allah’a hamd olsun” demesi, o’nu işiten kimsenin de: “Yerhamukeallah” “Allah sana merhamet etsin” demesi gerekir.Aksıran kişi, yanında “Yerhamukeallah” denildiğini duyunca:  “Yehdina ve yehdikumullah ” ” Allah bize ve size hidayet versin”. Veya, “Yehdikumullahu ve yuslihu balekum” “Allah, sizi doğru yola yöneltsin ve işlerinizi düzeltsin” demelidir.  (Buhari, Edep: 125)

DUANIN ÖNEMİ

DUANIN ÖNEMİ

Dua, insanda doğuştan var olan bir duygudur. Bu sebeple bütün dinlerde dua mevcuttur. Üstün bir varlığa inanan her insan, hayatının herhangi bir anında dua ihtiyacını hisseder. Çünkü her insan, zaman zaman üstesinden gelemeyeceği birçok olay, üzüntü ve sıkıntı ile karşılaşır. Böyle anlarda insan, Allah’a sığınma ve O’ndan yardım isteme ihtiyacı hisseder ve dua eder.Normal zamanlarda dua etmeyen veya Allah’a inanmayan insanlar bile üstesinden gelemedikleri olaylar karşısında,darda kaldıkları ve sıkıntıya düştükleri zamanlarda dua ihtiyacı hissederler. Bu da insanın duaya muhtaç olduğunun delilidir.

Yüce Allah, bu durumu Yûnus sûresinin 12. ayetinde şöyle açıklar: “İnsana bir zarar dokunduğu zaman, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarardan dolayı bize hiç dua etmemiş gibi davranır. İşte aşırı gidenlere yaptıkları şeyler böyle süslü gösterilmiştir.”

Aynı şekilde, Lokman sûresinin 32. ayetinde;

“(Denizde) onları kara gölgeler gibi dalgalar sarıverdiği zaman, dini yalnızca O’na halis kılan gönülden bağlılar olarak Allah’a yalvarırlar. Fakat O, onları kurtarıp karaya çıkarınca, içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim ayetlerimizi nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez” buyrulmaktadır.

Bu iki ayetten anlaşılacağı gibi, dua etmek, insanın fıtrî bir özelliğidir. Yine bu ayetlerde Yüce Allah bize, duanın sadece sıkıntılı zamanlarda değil, her zaman yapılması gerektiğini de hatırlatmaktadır.Dua yaptıktan sonra insan, gönlünde bir ferahlık ve rahatlık hisseder, isteğinin yerine getirileceği hususunda ümitvâr olur. Bu yönü ile dua, ruhî bunalımlara karşı koruyucu sağlık tedbiri konumundadır.

1. Dua, İlâhî Bir Emirdir

Dua etmek, ayet ve hadislerde övülmüş ve teşvik edilmiştir.

“Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin.” (A’râf, 7/55; bk.En’âm, 6/63)

 

“Korkarak ve umarak O’na dua edin.” (A’râf, 7/56)

 

“(Ey Peygamberim!) De ki; duanız / ibadetiniz / imanınız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkân, 25/77)

 

Peygamberimiz (s.a.s.); “Ey Allah kulları! Size dua etmenizi tavsiye ederim.” (Hâkim, De’avât, I, 493; Tirmizî, De’avât, 102)

 

“Duayı terk etmek isyandır, günahtır.” (Heysemî, Ed’ıye, 2, No: 17194)

 

“Dua etmekte aciz olmayın, çünkü dua eden hiçbir insan helâk olmaz.” (İbn Hıbbân, Ed’ıye, No:871; Hâkim, De’avât, I, 494)

 

“Biriniz dua edip bir şey istediği zaman çok istesin. Çünkü o, Rabbinden istiyor (O’nun nimeti, keremi ve lütfu çok ve boldur).” (İbn Hıbbân, Ed’ıye, No: 889)

 

“Biriniz dua ettiği zaman istediğini çok ve büyük istesin.Çünkü Allah’a hiçbir şey büyük ve çok gelmez.” (İbn Hıbbân, Ed’ıye,No: 896) buyurmuştur.

Dua eden kimse, Allah ve Peygamberin emrine uymuş, ibadet etmiş, Allah’ı anmış ve sevgisini kazanmış olur. Nitekim

Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:“Allah’ın fazlından isteyin, çünkü Allah kendisinden bir şey istenmesini sever. En faziletli ibadet (dua edip) bir sıkıntının kalkmasını beklemektir.” (Tirmizî, De’avât, 116)

2. Dua, Bir İbadettir.

Peygamberimiz (s.a.s.); “Dua, ibadetin özüdür.” (Tirmizî, De’avât, 1)

 

“En faziletli ibadet, Allah’tan sıkıntıyı kaldırmasını beklemektir.” (Heysemî, Ed’ıye, 7, No: 17202)

 

“Dua, mahza ibadettir” buyurmuş, sonra Mü’min sûresinin;“Rabbiniz buyurdu ki: ‘Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeğe tenezzül etmeyenler, aşağılık olarak cehenneme gireceklerdir’ anlamındaki 60. ayetini okumuştur.(Tirmizî, De’avât, 1; bk. İbn Mâce, Dua, ; Ebû Davut, Salât, 358; Hâkim, De’avât, I,491; İbn Hıbbân, Ed’ıye, No: 890)

 

Sahabeden İbn Abbâs, “En faziletli ibadet duadır” demiş ve yukarıdaki ayeti
okumuştur. (Hâkim, De’avât, I, 491)

3. Dua, Allah Katında Çok Değerlidir

 “Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur.” (Tirmizî,De’avât, 1; İbn Mâce, Dua,1)

anlamındaki hadis bunun delilidir.Çünkü, dua eden kimse, Allah’ın varlığını, yüceliğini,kudretini ve kullarına yardım eden olduğunu, acziyetini ve Allah’a muhtaç olduğunu kabul ve ikrar etmiş olur.

4. Dua, Rahmet Kapılarını Açan Bir Anahtardır

“Dua, rahmet (kapılarını açan) bir anahtardır” (Süyûtî, I,486)

anlamındaki hadis, dua eden kimsenin Allah’ın merhametine mazhar olacağını ifade etmektedir.İnsan, içinden gelerek “Rabbim! Allah’ım! Nimetlerini ihsan eyle, affeyle, yardım eyle, musibetlerden koru” ve benzeri

dilek ve isteklerini Allah’a arz ettiği zaman, Allah, rahmet kapılarını kuluna açar, ona yardım eder.

5. Allah, Dua Etmeyene Kızar

“Kim Allah’a dua etmezse, Allah ona gazap eder.” (İbn Hıbbân, Zikir ve Dua, No: 890; Hâkim, De’avât, I, 491; Tirmizî, De’avât, 2; İbn Mâce,Dua, 1)

anlamındaki hadis, bu gerçeği ifade etmektedir. Çünkü
dua etmeyen insan; hem Allah ve Peygamberin “dua edin” emrine uymamış, hem de büyüklenmiş, kendisini müstağni görmüş demektir. Bu durum, “kulluk” ile bağdaşmaz ve Allah’ın gazabını celbeder.

6. Dua, Mü’minin Manevî Silahıdır

“Dua, mü’minin silahıdır, dinin direğidir, göklerin ve yerin nurudur.” (Hâkim, De’avât, No: 1812; Heysemî, Ed’ıye, 5, No: 17198)

anlamındaki hadis, duanın mü’mini birtakım sıkıntı, kaza ve belalardan koruyacağını ifade etmektedir. Buradaki “silah” izâfî anlamdadır. İnsan “silah” ile düşman saldırılarına karşı kendini korur. Hadiste dua da silaha benzetilmiştir. Çünkü insan dua ederek Allah’tan kendisini görünür görünmez kazalardan,belalardan ve âfetlerden korunmasını ister. Eğer şartlarına uygun ve ihlâs ile dua edebilirse, Allah onu korur. Böylece dua, mü’minin manevî silahı olur.Dua etmemizi emreden yüce Rabbimizin, Kur’ân’ın ilk sûresinde bize nasıl dua edeceğimizi bildirmesi, duanın öneminiortaya koymaktadır:

“Bizi sırat-ı müstakime / doğru yola ilet.” (Fâtiha, 1/6)

İnsanın hayatındaki en değerli an, yüce Allah’a yöneldiği ve onunla baş başa kaldığı zaman dilimidir. Allah ile baş başa kalmanın en güzel vasıtası ise duadır. Dua eden insan, bütün varlığı ile Allah’a yönelir ve O’ndan istek ve dilekte bulunur. Ayet ve hadislerde her konu ile ilgili onlarca dua örneklerinin bulunması, duanın dindeki yerini ve önemini ifade eder.

Kaynak:Diyanet

DUA KAVRAMININ ANLAMI

DUA KAVRAMININ ANLAMI

A. SÖZLÜK VE TERİM ANLAMI

Sözlükte; “çağırmak, seslenmek, davet etmek, istemek ve yardım talep etmek” anlamlarına gelen dua, din ıstılahında; Allah’ın yüceliği karşısında insanın aczini ve zafiyetini itiraf etmesi, sevgi ve saygı ile O’nun lütuf, nimet ve yardımını, dünya ve ahirette nimetler ve iyilikler ihsan etmesini; üzerindeki sıkıntı, dert ve belayı gidermesini; günah, hata ve kusurlarını bağışlamasını dilemesi; yalvarıp yakarması ve O’na hâlini arz edip niyazda bulunması demektir. (bk. Rağıb ve İbn Manzûr, d.’a.v. maddesi) Dua kavramı; “saygı” ve “Allah’ı anma” (ta’zîm ve zikir) ile “çağrı” ve “istekte bulunma” (nidâ ve istiâne) anlamlarını birlikte içerir. Dua; sınırlı, sonlu ve aciz olan insanın bütün benliğiyle sınırsız, sonsuz ve kudret sahibi olan yüce Allah’a yönelip O’ndan istek ve dilekte bulunması, O’nunla arasında bir köprü ve diyalog kurmasıdır. Dua eden insan; bütün zayıflığı, acizliği ve ihtiyaçları içinde, Yüce Allah’ın sonsuz kudretinin ve yüceliğinin, isteklerini ancak O’nun lütfu ve yardımıyla elde edebileceğinin bilincindedir. Bu bilinçle yapılan dua; insanın Yaratan’ına olan inancının, güveninin ve O’na teslim oluşunun bir göstergesidir. İşte bundan dolayı

Peygamberimiz (s.a.s.); “Allah’a duadan daha değerli bir şey yoktur” buyurmuştur. (İbn Hıbbân, Ed’ıye, No: 870; Ahmed, II, 362; Tirmizî, De’avât, 1; İbn Mâce, Dua, 1)

B. DUA ANLAMINA GELEN KUR’ÂN KAVRAMLARI

1. İbadet

“Dua” kavramı, ibadet anlamına geldiği gibi “ibâdet” kavramı da dua anlamına gelir. Meselâ şu ayette geçen “ibâdet” kelimesi, “dua” anlamındadır:

“Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Bana dua (ibadet) etmeğe tenezzül etmeyenler, aşağılık olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min, 40/60)

Sahabeden Nu’mân ibn Beşîr, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in minberde, اَلدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ “Dua ibadettir” dediğini, sonra sözüne delil olarak bu ayeti okuduğunu söylemiştir. (Tirmizî, De’avât, 2; bk. İbn Mâce, Dua, 1; Ebû Davut, Salât, 358)

2. Salât

Sözlükte dua anlamına gelen “salât” kelimesi Kur’ân’da; namaz anlamında kullanıldığı gibi sözlük anlamında da kullanılmıştır: Şu ayetleri örnek olarak verebiliriz:

“Ve onlara dua et; çünkü senin duan, onlara huzûr ve sükûn verir.” (Tevbe, 9/103)

“Görmedin mi, göklerde ve yerde olan kimseler ile kanatlarını çırparak uçan kuşlar Allah’ı tespih ederler? Her biri kendi duasını ve tespihini bilmiştir…” (Nûr, 24/41)

3. Nidâ

Sözlükte çağrı anlamına gelen “nidâ” kavramı, Kur’ân’da dua anlamında da kullanılmıştır. Şu örneği zikredebiliriz:

“(Ey Peygamberim!) Eyyûb’u da hatırla. Hani o Rabbine, ‘Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen merhametlilerin en merhametlisisin’ diye yalvarmıştı (nâdâ).” (Enbiya, 21/83)

4. Kavl

Lügatte söz anlamına gelen “kavl” kelimesi, Kur’ân’da dua anlamında da kullanılmıştır. Şu ayeti örnek olarak zikredebiliriz:

 “O, Rabbim! Beni affet, bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir mülk (hükümdarlık) ver. Çünkü Sen, çok lütufkârsın, dedi /diye dua etti.” (Sâd, 38/35; Âl-i İmrân, 3/38)

5. Tazarru

Yalvarmak anlamına gelen “tazarru” kelimesi dua ile eş anlamlıdır. Şu ayeti örnek olarak verebiliriz:

“Şüphesiz ki senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Bize yalvarsınlar / dua etsinler diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırdık.” (En’âm, 6/42)

6. Suâl

Sözlükte istemek ve sormak anlamına gelen “suâl” kelimesi, bir kısım hadislerde dua anlamında kullanılmıştır. Şu örnekleri verebiliriz:

“Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.” (Müslim, Dua, 72; Tirmizî, De’avât, 9)

“Allah’tan cennet istediğiniz zaman Firdevs cennetini isteyin.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Cenne, 4) Allah’tan bir şey istemek, O’na dua etmektir.

7. İstiâne

“İstiâne” yardım istemek anlamında olup bir kısım ayet ve hadislerde dua anlamında kullanılmıştır. Şu örnekleri verebiliriz: Yüce Allah, Fâtiha sûresinde bize;

“Ancak Senden yardım isteriz” (Fâtiha, 1/5)

şeklinde dua etmemizi öğretmektedir. Peygamberimiz (s.a.s.) de, yaptığı konuşmalarına;

“Her türlü övgü Allah’a mahsustur, O’ndan yardım ister ve O’nun bağışlamasını dileriz” (Tirmizî, Vitir, 116)

dua cümlesi ile başlamıştır.

8. İstiğâse

“İstiğâse”, yardım istemek demektir. Kur’ân’da dua etmek anlamında kullanılmıştır. Şu ayeti örnek olarak zikredebiliriz:

“Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: ‘Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim’ diye duanızı kabul buyurmuştu.” (Enfâl, 8/9)

9. İstiğfâr

“İstiğfâr”; Allah’tan af ve mağfiret dilemek demektir. Af ve mağfiret dilemek, Allah’ın affetmesi için O’na dua etmek, yalvarmak demektir. Nuh Peygamberin, kavmine hitabını içeren şu ayeti örnek olarak verebiliriz:

“Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayandır, dedim.” (Nûh, 71/10)

“Vallahi ben günde yüz defa Allah’tan mağfiret diliyorum.” (Müslim, Zikir, 41)

10. İstiâze

“İstiâze”, bela, kaza, âfet ve kötülüklerden Allah’a sığınma, O’ndan kendisini korumasını isteme anlamındadır. Şu ayet ve hadisi örnek olarak verebiliriz:

 “Nuh; ‘Ey Rabbim! Ben bilmediğim bir şeyi istemiş ol maktan dolayı sana sığınırım. Sen beni bağışlamazsan, bana merhamet etmezsen, ben hüsrana uğrayanlardan olurum’ diye niyazda bulundu.” (Hûd, 11/47)

“Allah’ım! Alaca hastalığından, delilikten, cüzzam hastalığından ve her türlü kötü hastalıktan sana sığınırım.” (Ebû Davud, Salât, 367)

11. Tövbe

“Tövbe”, insanın günahına pişmanlık duyması ve Allah’tan af dilemesi demektir. Tövbe eden insan, Allah’a dua edip yalvarmış olur.

 “O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tövbe edin! Çünkü Rabbim yakındır, duaları kabul edendir.” (Hûd, 11/61) Ayette “tövbe edin” emrinden sonra Allah’ın duaları kabul eden olduğunun bildirilmesi, tövbe etmenin de dua anlamına geldiğini ifade eder. “Zikir” (Allah’ı anma), “tesbih” (Sübhânellah / Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim), “hamd” (Elhamdülillâh /Allah’a hamd olsun), “tehlil” (lâ ilâhe illallah / Allah’tan başka ilâh yoktur), “tekbir” (Allâhü ekber / Allah en büyüktür) “senâ” (Allah’ı övme) ve “şükür” (Allah’ın verdiği nimetlere teşekkür etme), “icâbet”, “istîcâb” ve “tenciye” (duayı kabul etme), “keşf” (sıkıntıları giderme, kaldırma) kavramları “dua” kavramının mana alanını oluşturur.

Kaynak:Diyanet

Ramazan Ayının Faziletleri

Ramazan Ayının Fazileti

Sevgili Peygamberimizin müjdesine nail olabileceğimiz bir aya kavuşmuş bulunuyoruz. Efendimizin müjdesini her gün yeniden hatırlamakta fayda var bu akşam yeniden hatırlayalım.

مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَاناً واحْتِساباً ، غُفِرَ لَهُ ما تَقَدَّمَ مِنْ ذنْبِهِ

“Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”!(1)

Bu müjdeye nail olmanın en önemli yolu içerisinde bulunmuş olduğumuz ayın faziletini kavramak olacaktır.

Ramazan ayı; Tutacağımız oruçlarla bedenimizin sıhhate kavuşacağı, vereceğimiz zekatlar ve sadakalarla malımızın temizliğe ulaşacağı, şeytanların kullara yaklaşamaması ve nefsimizin açlıkla terbiye olmasıyla huzura erdiğimiz, maddi ve manevi hayatımızda birçok güzelliklerin yaşandığı bir aydır. Ramazan ayı; İbadet hayatımızda oruçlarımızla, beş vakit namaz ve teravih namazlarımızla, okuyacağımız Kur’an ile manevi yönde birçok güzellikler elde edeceğimiz bir ay.

Ramazan ayının çok kıymetli olması Yaratanımızın kendisine kıymet vermesiyledir. Bu ayda İnsanlığa son ilahi kitap indirilmeye başlanmıştır. Karanlıklar içerisinde kalan ve cehalet dönemini yaşayan insanoğlu Kuran’ın inmesiyle altın çağını yaşamaya başlamıştır. Sahabeler Efendimiz tarafından gökte parlayan yıldızlara benzetilmiştir. Bu dönüşümün yaşanmasının ana unsuru ise Kuran-ı Kerim’dir. Yaratanımızın Ramazan ayına verdiği kıymetin göstergesi olarak şu ayet-i kerimeyi yeniden hatırlayalım.

Kuran-ı Kerim’de Ramazan ayı için şöyle buyrulmaktadır.

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ

“(O sayılı günler, Ramazan ayı), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin.”(2)

Kur’an Ramazan ayında inmiştir. Ramazan Kur’an ayıdır. Bu ayda Peygamber Efendimizle Cebrail bir araya gelirler Kur’an-ı Kerimi okurlardı. Bugün hem evlerimizde hem de camilerimizde okuduğumuz mukabelelerin ana menşei budur. Peygamberimiz (s.a.s.) ve Cebrail (a.s.)’ın sünnetini bugün Ramazan münasebetiyle tekrar etmekte ve bu önemli buluşmayı bizlerde gerçekleştirmekteyiz.

Kuran bir aya on bir aydan daha fazla değer katmıştır. O ayı (ramazan ayını) on bir ayın sultanı yapmıştır. Yine Kuran bir günü bin aydan daha hayırlı kılmıştır. Kendisinde inmeye başlayan Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

Kuran-ı Kerimde Kadir Süresinde şöyle buyrulmaktadır.

إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ {} وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ {} لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ {} تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ  وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ {} سَلَامٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ

“Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.”(3)

Kadir gecesi Kuran-ı Kerim’in sadece dünyaya indirildiği gece değildir. Aynı zamanda Peygamber Efendimizin Peygamber olarak son insanlığa gönderildiği ilk gecedir. Ramazan ayı bu sebeple Peygamber ayıdır. Yürüyen Kuran olan Peygamberimizin hayatı bize en doğru yolu göstermektedir. Yazılı olan bir metnin hayata nasıl aktarılacağının cevabı Peygamberimizdedir. Kur’ana uygun bir hayat arzu edenler için Rehber Peygamberimizidir. Peygamber Efendimizin hayatını hayatına aktarmak isteyenler Kuran’a bakmalıdırlar. Etle tırnak nasıl ki birbirinden ayrılmaz ise Kuran ve Sünnet öylece birbirinden ayrılmaz.

İçinde inmiş olan ayı on bir ayın sultanı yapan, içinde inmiş olduğu günü bin aydan hayırlı yapan Kur’an-ı Kerim içinde, yaşamında ve hayatında olduğu insanı ise insanlar içinde kıymetli yapar, hayırlı yapar. Bir aya, bir güne nur katan, aydınlık veren Kuran insana nur katar aydınlığıyla ışıldatır. Hayıtımıza anlam katar, gönlümüze neşe verir. Dünya ve ahiret mutluluğu kendisinde saklıdır. Hayata hayat katan Kuran’dır. (Kur’an), bütün insanlığa bir açıklamadır;

هَـذَا بَيَانٌ لِّلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ takvâ sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür. (4)

هَـذَا بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمْ (Kur’an), Rabbinizden gelen basîretlerdir (kalp gözlerini açan beyanlardır) (5)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاء لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ Kuran;  Bize Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. (6)

Kuran okumak ibadettir. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in müjdesiyle okuyan için her bir harfine on kat sevap verilecektir. Bu husus şöyle bildirilmektedir

منْ قرأَ حرْفاً مِنْ كتاب اللَّهِ فلَهُ حسنَةٌ ، والحسنَةُ بِعشرِ أَمثَالِهَا لا أَقول : الم حَرفٌ ، وَلكِن : أَلِفٌ حرْفٌ، ولامٌ حرْفٌ ، ومِيَمٌ حرْفٌ

“Kim Kur’ân-ı Kerîm’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevaptır. Ben, elif lâm mîm bir harftir demiyorum; bilâkis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm de bir harftir.” (7)

Kuran okumak şefaattir. Alemlere Rahmet olarak gelen Hz. Fahri Kainat şöyle buyurmaktadır.

اقْرَؤُا القُرْآنَ فإِنَّهُ يَأْتي يَوْم القيامةِ شَفِيعاً لأصْحابِهِ

“Kur’an okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir”(8)

Ramazan ayı oruç ayıdır. Oruç madden ve manen kişiyi olgunluğu eriştiren kemale ulaştıran bir ibadettir. Oruç ibadeti için Rabbimiz bizlere şu ayeti indirmiştir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”(9)

Oruç İslam’ın beş şartından biridir. Tutanlara dünya ve ahiret mükafatı sağlamaktadır.

Peygamber Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. “İslâm beş şey üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka Tanrı olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık etmek; namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak ve gücü yetenler için Beytullah’ı ziyaret (hac) etmektir.”(10)

Ramazan ayı bizler için bir mağfiret bir rahmet ayıdır. Ramazan ayı geldiği zaman içimiz muhabbetle dolmakta, yüzlerimiz gülmekte, yardımlaşma duygularımız kabarmakta ve aramızda olan kırgınlıklar, küsler bitmektedir. Ayrıca bu ayda sabrımız üst seviyelere çıkmakta ve bu ayda oruçlu olduğumuz aklımızda olması sebebiyle kötü söz ve davranışlara gitmemekteyiz. Çünkü Oruç, sadece iştah ve şehveti dizginlemek değildir, ayrıca ağzını ve dilini kötü ve çirkin söz söylemekten korumaktır.

Sevgili Peygamberimizde bu hususa şöyle işaret etmektedir. “Oruç tutan öyle insanlar vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir”(11)

Ramazan ayı için araştırma yapan her bir kardeşimiz ayrı güzelliklere ulaşabilir. Bizim ulaştığımız ve sizlerle paylaşabileceğimiz hususlar şunlardır;

-Ramazan ayı Faziletine inanılarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek oruç tutulduğu zaman geçmiş günahların bağışlandığı aydır.

-Ramazan ayı “Cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapandığı ve şeytanların bağlandığı”(12) bir aydır.

-Ramazan ayı cömertliğimizin en üst seviyeye çıktığı bir aydır. Bu ayda zekatların verilmesiyle, fıtır sadakalarının aktarılmasıyla fakirler ihtiyaçlarını giderebilmekte, zenginler ise Rablerinin kendilerine vermiş olduğu malvarlığını en doğru şekilde kullanmış olmaktadırlar.

-Ramazan ayı verilen iftarlarla, dağıtılan kumanyalarla, zengin ve fakirin kaynaştığı, bu vesile ile birlik ve beraberliğimizin en güzel noktaya ulaştığı bir aydır.

-Ramazan ayı okumuş olduğumuz Kuran’la, tuttuğumuz oruçla, içerisinde kılmış olduğumuz teravihlerle ibadet hayatımızı güzelleştirdiğimiz bir aydır.

-Ramazan hayatımızın iyi yönde değiştiği ve geliştiği bir aydır.

-Ramazan ayında tutulan oruçlar ile

“Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez.”(13)

Hadis-i Şerifin müjdesine nail olmak vardır. Yine bu ayda

“Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir.”(14)

Sırrına mahzar olma lütfü vardır.

-Ramazan ayı şehvetimizin kırılmasına bir sebeptir. Çünkü bu ayda şeytanlar bağlanmakta, nefsimiz ise açlıkla terbiye olmaktadır. Nefis ise aç kaldığı müddetçe fuhşiyatı arzulamamaktadır. Bu ayda elde ettiğimiz bu güzel haslet elbette huzurumuzu sağlamada çok büyük bir destek olmaktadır.

-Dünya ahiretin tarlasıdır. Bu tarlanın en güzel mahsulü ise Ramazan ayında alınmaktadır. Ramazan ayında yapılan bütün iyiliklere verilen sevaplar diğer zamanlarınkine göre iki kattır. Bu ayda ahirete göndereceğimiz çok mahsulümüz bulunmaktadır.

-Ramazan ayı maddi ve manevi bakım ayımızdır. Bu ayla elde ettiğimiz değerleri koruyabilirsek bu değerleri bir yıllık yaşantımıza nihayetinde hayatımızın tamamına aktarabiliriz.

-Ramazan Sabır ayıdır. Sabrın öğretildiği benliğimize aktarıldığı bir aydır. Bu ayda nefsimizin istemiş olduğu şeylere dizgin çekmemiz sabrı bize öğretmektedir.

-Ramazan ayı ilah-i rızayı kazanma ayıdır. Allah’ın bizler için helal kılmış olduğu yeme, içmeyi sadece O’nun rızasını kazanmak için terk etmek inşallah Rabbimizin rahmet ve mağfiretine irmemize vesile olacaktır. Kutsi bir hadiste

Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

قال اللَّه عَزَّ وجلَّ : كُلُّ عملِ ابْنِ آدم لهُ إِلاَّ الصِّيام ، فَإِنَّهُ لي وأَنَا أَجْزِي بِهِ

Aziz ve celîl olan Allah “İnsanın oruç dışında her ameli kendisiiçindir.Oruç benim içindir,mükâfatınıda ben vereceğim”buyurmuştur. (15)

-Ramazan ayı anlayış ayıdır. Bu ayda fakirlerin ne durumda olduklarını çok iyi anlamaktayız. Açlığın insana verdiği sıkıntıyı özellikle bu günlerde daha iyi anlamaktayız. Bu anlayışla etrafımızda yoksulluğa düşmüş ve bu sıkıntı ile biçare olmuş kardeşlerimize yardım etmeliyiz.

Geceniz mübarek olsun. Rabbim tuttuğumuz oruçları, kıldığımız namazları, okuduğumuz Kuran’ı, yapacağımız hayır ve hasenatı kabul eylesin. Allah’a emanet olun.

Kaynaklar :

  1. Buhârî, Savm 6
  2. Bakara, 2/185
  3. Kadir, 97/1-5
  4. Al-i İmran, 3/138
  5. Araf, 7/203
  6. Yunus, 10/57
  7. Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 1001
  8. Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 993
  9. Bakara, 2/183
  10. Buhari, İman, 34
  11. İbn Mace, “Sıyâm”, 21
  12. Buhârî, Savm, 7
  13. Buhârî, Savm, 4
  14. Buhârî, Savm, 9
  15. Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 1218

Resûlullah(S.a.v)’in Ramazan Günlüğü

 

Allah Resulü Ramazanda Dua ve İbadete Yönelirdi

Ubade b.Samit (r.a) anlatıyor: Ramazan aynın başladığı bir günde Resulullah şöyle buyurdu:
“İşte bereket ayı ramazan geldi. Artık Allah’ın rahmeti sizi kuşatır. O ay yeryüzüne bol bol rahmet
iner. Günahlar affedilir. Dualar kabul olunur. Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da,
bununla meleklerine karşı sizinle iftihar eder. Öyle ise, kulluğunuzla kendinizi Allah’a sevdirin. Asıl
bedbaht olan da, bu ayda Allah’ın rahmetinden nasibini alamayandır.”

(et-Tergib ve’t-Terhîb, 2:99.)

 

Ebu Hüreyre (r.a) ise Resul-i Ekrem Sallallâhu Aleyhi Vesellemin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: “Her oruç tutan kulun iftar vaktinde kabul olunacak bir duası vardır. Duasının karşılığı mükâfat olarak ya dünyada verilir veya âhirette ebedî bir surette ihsan edilir.” (Kenzü’l-Ummal, III,328)

Ramazan dua ayıdır. Mübarek gecelerde, üç aylarda, bilhassa Ramazan’da edilen dualar kabule
yakın dualardır. İftar saati ise kulun Allah’a yaklaştığı, Onun emrini yerine getirmenin sevincini
yaşadığı bir zaman dilimidir. Mü’min oruç tutarak hata ve kusurlardan temizlenmiş, bütün kalbiyle
Yaratıcısına bağlanmıştır. İşte bu anda kul elini açıp, Rabbine yalvarırsa eli boş dönmeyecektir.
Arzularına ya aynen dünyada kavuşacak, mükâfatını peşin görecek veya daha güzel bir surette
âhiretine ve ebedî hayatına bir nur olarak gönderecektir. Çünkü Cenab-ı Hak, kulunun ihtiyacını daha
iyi bilir; hakkında nasıl hayırlıysa, duasını ona göre kabul eder.

Ramazan Allah’ın rahmet ve mağfiretinin sağanak sağanak müminlerin üzerine yağdığı bir
aydır. Dolayısıyla müminlerin bu ayda yapacağı ilk şey, geçmiş hayatının bir muhasebesini yaparak
hata ve eksikliklerinin telafisi için dua ve istiğfarla Allah’a yönelmesi ve tövbe etmesi gerekir.
Kendisine Ramazanda tövbe nasip olan insan çok şanslıdır. Çünkü bu ay dua ve tövbelerin
kabul edildiği bir aydır. Müminlerin de Rablerinin kendilerine verdiği vermiş olduğu fırsatı iyi
değerlendirmeleri gerekir.

Bu ayda oruçla melekleşen bir mü’min, meleklerin dillerinden düşürmedikleri tekbirleri,
kelime-i tevhitleri, hamd ve salâvatları, tesbih ve istiğfarları tekrarlayarak hem manevî kir olan
günahlarından temizlenirler, hem de Allah’ın rızasını elde etmeye çalışırlar.

Sevgili Peygamberimiz Ramazan Ayında Gündüzleri Oruç Tutar, Gecelerini De İbadetle Geçirirdi.
Sahura Teşvik Ederdi

Efendimiz (s.a.s) “Sahur yemeği yiyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır.”

(Buhârî, Savm, 20; Müslim, Sıyam, 9. )

Buyurarak Ramazanda sahuru ihmal etmememiz gerektiğini ifade etmiştir.

İftarda Acele Ederdi

Hz. Aişe (r.a) “Allah Resulünün vefatından sonra bu ümmete gelen ilk bela karın tokluğu
olmuştur” diyerek az yememiz gerektiğine işaret etmiştir. Bundan dolayı da iftar sofrasında ölçüyü
kaçırmamalı, sünnete uygun hareket etmelidir.
Efendimiz (S.A.S) Mükemmel Oruç Tutardı.
Mükemmel oruç nasıl olur?

Ebu Hüreyre (r.a)’ın rivayet ettiğine göre, Resul-i Ekrem Efendimiz
Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:“Oruç tutan bir kimse, yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa, Allah’ın onun yemesini, içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, İlim, 30, Savm, 8)

Oruç, belirli bir süre basit bir aç kalma olayı değildir. Oruç köklü bir irade terbiyesi;
insanı kötü alışkanlıklardan temizleyen, iyi huylar kazandıran bir ahlâk eğitimidir. Oruç,
kişinin dilini yalan ve gıybet gibi kötü sözlerden korumasını gerekli  kılar. Oruç tutan insan,
dilini dedikodudan, gıybetten; kulağın kötü söz dinlemekten; beynini boş düşüncelerden
arındırması; hâsılı bütün organlarını kötü işlerden sakındırması lazımdır ki, oruç insan
ruhundaki etkisini yapsın. Aksi takdirde sadece aç kalmak, bir mana ifade etmez.
Efendimiz (s.a.s) bu hadislerinde orucun yüksek hedefini açıkça göstermiş, bu ibadetin
sadece aç ve susuz kalmaktan ibaret olmadığını, esas gayesinin insanı olgunlaştırmak, ahlâk
ve fazilet sahibi olarak yetiştirmek olduğu bildirmiştir.
Ramazan ayında bütün kötü duyguları içimizden çıkarıp atmalıyız ki Allah’ın coşan
rahmetine ve feyzine dalalım. Yine başka bir hadis-i şerifte

Sevgili Peygamberimiz:“Nice oruç tutan vardır ki, tuttuğu oruçtan kendisine kalan, sadece açlık ve susuzluktur.” (Beyhakî, et-Terğib, II, 148) buyurmaktadır.

Oruçlu Nasıl Davranmalı?
Oruç tutan insanda, insanlara müsamahakâr davranma sıfatlarının olması gerekmektedir.

Ebu Hüreyre (r.a)’ın rivayetine göre Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle
buyurmuştur:
“Biriniz oruçlu bulunduğu gün çirkin söz söylemesin, cahilce davranışlarda bulunmasın.
Şayet bir başkası kendisine sataşır veya dövüşmeye kalkarsa, ‘Ben oruçluyum, ben oruçluyum’
diyerek ondan uzak dursun.” (Buhârî, Savm, 2; Müslim, Sıyam, 160)

Oruca niyet eden mü’min, sadece yiyip içmeye ara vermez. Ağzına, midesine oruç tutturduğu
gibi, diğer duygularını da onların yardımına gönderir. Zaten mükemmel oruç da bu şekilde tutulan
değil midir? Yani mide ile birlikte göz, kulak, kalp, hayal ve düşünce gibi diğer duygular da bir çeşit
oruç tutarlar. Her birisi kendisine göre bir ibadete başlar. Dilin orucu, yalandan, gıybetten ve çirkin
sözlerden uzak durmasıdır. Bunların yerine Kur’ân, zikir, tesbih, salâvat ve istiğfar gibi ibadetlerle
meşgul olmasıdır. Gözün orucu, harama bakmamaktır. Kulağın orucu, lüzumsuz sözleri işitmemektir.
Bunların yerine göz ibretle bakmaya, kulak hak sözleri, Kur’an’ı dinlemeye çalışır. Kalp, hayal ve
fikir gibi duygular da güzel şeyleri düşünür. Böylece mide ile birlikte bütün duygular da oruç tuttuğu
için, boş yere aç susuz kalmamış olur, neticede mükemmel bir oruca yaklaşır.

Yine Ebu Hüreyre (r.a)’ın rivayetine göre Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem
şöyle buyurmuştur: “Öyle oruç tutanlar vardır ki, tuttukları oruçtan görecekleri fayda, aç ve
susuz kalmaktır. Gece kalkıp da öyle namaz kılanlar bulunur ki, uykusuz kalmaktan başka bir
şey elde edemezler.” (İbn Mâce, Sıyam, 21)

Efendimiz geceleri teravih kılarlardı.

Efendimiz(Sav): “Kim mükâfatını Allah’tan umarak teravih namazını kılarsa geçmiş
küçük günahları affolur.” buyurmuştur. (Riyazü’s Salihin-2/463)

Efendimiz Ramazanda itikâfa girerlerdi.
İtikâf, mescit veya mescit hükmünde olan bir yerde ibadet niyetiyle ikamet etmek demektir.
Efendimiz (s.a.s) her Ramazanda özellikle son on günde itikâfa girer ve ashabına ve aile efradına da
bunu tavsiye ederdi.
Nitekim Hz.Aişe (r.a) şöyle diyor: “Resulullah (s.a.s) vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on
gününde itikâfa girer ve derdi ki: “Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın”
Resulullah’ın itikâfı konusunda

Ebu Hureyre (r.a) şöyle buyuruyor: Hz. Peygamber (s.a.s) her
Ramazanda on gün itikâfa girerdi. Vefat ettiği yılda yirmi gün itikâfa girdi

Allah Resulü Ramazanda Yardımlaşma ve Dayanışmaya Önem Verirdi
Efendimiz (s.a.s), hayatı boyunca cömert biriydi. Ama Ramazan ayı girince cömertlikte adeta
rüzgâr gibi eserdi. Hz. Peygamber Efendimiz Ramazanda yardımlaşma ve dayanışmaya önem verirdi.

Enes b. Mâlik (r.a) rivayet ediyor: Resûl-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Veselleme
“Hangi oruç daha faziletlidir?” diye soruldu.
Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem, “Ramazan’a hürmeten Şaban ayında tutulan oruç”
diye cevap verdiler.
Yine soruldu: “En faziletli sadaka ne zaman verilendir?” Resulullah Sallallâhu Aleyhi
Vesellem, “Ramazan ayı içinde verilen sadakadır” buyurdu. (Beyhakî, IV, 305)

Ramazan bir yardımlaşma ayıdır. Bu ayda kalpler yumuşar, gönüller genişler, cömertlik hisleri
canlanır. Varlıklı olanlar fakirlerin halini, ihtiyaçlarını, kendileri de aç kalınca daha iyi anlarlar. Oruç
olmasaydı sadece kendi menfaatini düşünen bazı zenginler açlık ve fakirlik sıkıntısını bilmez,
dolayısıyla ihtiyaç sahibi kimselerin yardıma ve şefkate muhtaç olduklarını akıllarına getiremezlerdi.
Böylece insan kendi cinsine karşı şefkatli davranmakla hakikî mânâda bir şükür kapısını açmış olur.
“Hangi fert olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakirini bulabilir. Ona karşı şefkate
mükelleftir.”

Allah Resulü Ramazanda Çok Kur’an Okurdu
Efendimiz (s.a.s) Ramazanda Cebrail ile birlikte Kur’ân okuyarak hatmederdi.

Abdullah b. Abbas (r.a) rivayet ediyor:
“Resûl-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem, hayır, iyilik, yardım yapma
hususunda insanların en cömerdiydi. Ramazan ayında da Cebrail Aleyhisselâmla buluştuğu
zaman çok daha cömert davranırdı.
Cebrail her Ramazan gecesi Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellemle bir araya gelir, tâ
ayın sonuna kadar Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem ona Kur’ân’ı okur, dinletirdi.
Cebrâil’le buluştuğu günlerde Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem hayır-hasenat
hususunda esen rüzgârdan daha cömert olurdu.” (Beyhakî, IV, 305)

Ramazan Kur’ân ayıdır. Kur’an’ın indiği mevsimdir. Ramazan, kudsiyetini Kur’ân’dan alır.

“Ramazan ayı ki, onda Kur’an indirildi” (Bakara, 2/185)

Ramazan, Allah kelâmının yeryüzüne inmeye başlamasının yıldönümüdür. Diğer vakitlere
nazaran bu ayda Kur’an’la daha çok meşgul olunur. Okunur, dinlenir, mânâsı tefekkür edilir. Kâinata,
hâdiselere onun açtığı nurlu pencereden bakılır.
Her zaman Kur’an’la iç içe olan Sevgili Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellemin bu ayda
Kur’an’la meşguliyeti daha da artardı. Hayatta bulunduğu süre içinde Ramazan girdiğinde vahiy
meleği Cebrail, Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellemin huzuruna gelir. Birlikte Kur’ân’ı
okurlar, mütalâa ederlerdi.
Bizler de bu mübarek hâli düşünerek Kur’an’la meşgul olursak mânevî payımız o derece
artacaktır. Okurken, sanki Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellemle birlikte okuyormuş gibi hayâlen o
ânı yaşamak; sanki Kur’ân yeni inmiş de ilk defa biz okuyormuşuz gibi bir düşünceye dalmaktır.
Dinlerken de sanki Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem okuyor da ondan dinliyor, sanki
Cebrail Aleyhisselâmdan işitiyor, hattâ Cenâb-ı Haktan duyuyor gibi bir huşû içinde bulunmak, bu
hisseyi artıran duygulardır.
Her Ramazan’da cami ve mescitlerde ve evlerde mukabele okunur. Böylece Peygamber
Efendimizle Hz. Cebrail’in okuyuş şekilleri taklit edilir ki, kudsî bir hava yaşanır.
Ramazan’da yapılan ibadetlerin sevabı bire bindir. Başka vakitler okunan her Kur’ân harfine bir
sevap verilirken, bu ayda sevaplar binleri, on binleri bulur. Kadir Gecesinde otuz bini geçer.
Kur’an, hayatı anlamlandırmak için indirilmiştir. O Allah’ın gökten indirdiği sağlam ve
kopmayan ipidir. Kim ona yapışırsa doğru yolu bulmuş olur. Çünkü onda insanları hem dünyada hem
de ahirette mutluluk ve saadete eriştirecek prensipler vardır. Kim onu terk eder de hidayeti başka yolda
ararsa, hem dünyada ve hem de ahirette hüsrana uğrayanlardan olur.Tirmizî’nin Kur’an’ın faziletleri babında zikrettiği bir hadis-i şerifte

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah’ın Kitabına sarılın. Zira Onda, sizden önce kilerin tarihi, sizden sonrakilerin
haberi ve aranızdaki meselelerin hükmü vardır. O, hakla batılı birbirinden ayıran kesin bir
hükümdür, saçma (anlamsız bir söz) değildir. Her kim zorbalığından ötürü onu bırakırsa, Allah
onun belini kırar. Her kim de hidayeti ondan başkasında ararsa, Allah onu sapıtır. O Allah’ın
sapasağlam ipidir. O hikmet dolu sözlerdir. O hakka giden dosdoğru yoldur. O arzu ve
isteklerin kendisini hakikatten saptıramadığı, dillerin kendisine benzemediği, âlimlerin 5
kendisinden doymadığı, çok tekrarlamaktan dolayı eskimeyen, hayranlık veren tarafları
bitmeyen bir kitaptır. O öyle bir kitaptır ki, cinler onu dinledikleri zaman; “Gerçekten biz,
şaşılacak bir Kur’an dinledik, doğruya götürüyor ve ona derhal iman ettik” (Cin,72/1) demekten
kendilerini alamadılar. Kim onun dediğini söylerse doğruyu söylemiş olur. Kim onunla amel
ederse sevap kazanmış olur. Kim onunla hükmederse adaletle hükmeder. Kim ona davet ederse,
doğru yola hiyadet etmiş olur.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 14)